6 Mayıs 2011 Cuma

Kıtab-ı Aşk

 Uzun bir aradan sonra blogspota erişim yasağının kalkmasıyla beraber ilk yazıyı son dönemlerde okuduğum İskender Pala'dan ''Kitabı- Aşk'' isimli eserden sözlerle yazacağım. Elimde olsa tüm kitabı yazmak isterdim, buraya ne koyacağımı seçmekte gerçekten çok zorlandım çünkü hepsi çok içten yazılmış harikulade sayfalardı...
İşte onlardan bazıları :

 -Bugünün 2. ve 3. dünya ülkelerinde nice insanlar kendilerindeki yetenekleri keşfedemeden ömürlerini tüketirler. Hiçbir enstürmanla karşılaşmayan sayısız müzisyen, hiçbir spor kompleksine yolu uğramayan yığınla sporcu, hiç tuval karşısına geçmeyen nice ressam, maalesef içlerindeki yetenekleri bilmeden yaşarlar ve ölürler...

-Ne beyan-ı hale cüret, ne figana takatim var
 Ne reca-yı vusla gayret, ne firaka takatim var

- Hani Leyla'ya sormuşlar ''Sen mi daha büyük aşıksın, yoksa Mecnun mu ?'' diye. ''Elbette ben daha büyük aşığım!'' diye cevap vermiş. ''Çünkü ben aşkımı kimseye söylemedim! O ise bir dağ delisi gibi davrandı, sevgimizi dillere düşürdü...''

-  Oysa gelenek güzel üzerine bina olunur, kültür güzellikle beka bulurdu...

- Çünkü dünya öyle bir gölgedir ki kişi ona arkasını dönünce peşinden gelir de, kişi onun peşine düşünce hep önünden kaçar.

- Gönüldendir şikayet kimseden feryadımız yoktur.

- Sevmenin tabakaları muhabbet, aşk ve dert olmak üzere 3 derecedir.
   =Muhabbet odur ki, mahbubeyi görürse memnundur, görmezse kaydında değildir.
   =Aşk odur ki, mahbubeyi görürse memnundur, görmezse mahzundur.
   =Dert odur ki mahbubeyi görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur...

- ''Belki o da bakıyordur diye aya bakıyor ve bundan mutluluk duyuyordu''

- ''Galiba mumlar gibi kendi gözyaşlarının denizinde boğulana kadar sürecek bu yangın''

- Sanman ki taleb-i devlet-i cah etmeğe geldik
   Biz aleme bir yar için ah etmeğe geldik

- Ezel  Allahın daha hiçbirşeyi yaratmadan önce ruhları yaratıp da onların toplandığı meclis anlamında gelmektedir. 
"Allah, dünyada hiçbir şey yok iken, hatta dünya yok iken ruhlar âlemini yarattı. orada bütün ruhları bir araya toplayıp sordu: “elestü bi-rabbikum?” yani, “ben sizin rabbiniz değil miyim?” ruhlarımız bu soru karşısında “kâlû: belâ!” yani “dediler ki; -evet (şüphesiz sen bizim rabbimizsin)”.(araf 171-172) 

 Ezel bezmi öyle bir meclis idi ki, orada yan yana olanlar, yakın olanlar, birbirlerini görenler, birbirleriyle konuşanlar; bu dünyaya da geldiklerinde birbirleriyle konuşurlar, bu dünyaya da geldiklerinde de birbirleriyle yanyana ve yakın olur, buluşur veya konuşurlar. İnsanlar arasındaki çağ farkları, uzaklık ve yakınlıklar ile biganelik ve aşinalığın temeli işte o ezel gününe dayanır. Bu durumda dünya, ezelde kader olarak yazılanın vuku bulduğu(kaza) bir duraktır. Bu durakta aşkın ve aşığın nasibi de ezel günündeki durumuyla bağlantılı olarak bu dünyada görünürlük ve yaşanırlık kazanır. ( sana ezelden hastayım da buradan gelir )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder