27 Ocak 2013 Pazar

O olmasa da olur, sevgin sana yeter.



 Bir keresinde, çok özlediğim anlardan birinde o yanımda olmadığı için yaptığım komiklikleri içinde barındıran bir hikaye bu. Bir gün bir konsept hazırladım kendime. bir de uygun fon müzikleri seçtim bizi anlatan. Bir gün boyunca onunla yürüdüğüm yollardan sistematik olarak geçtim. Yürüyen merdivenin özellikle solunda durdum mesela, her seferinde uyardığı için. Şapşal gibi gülümsedim yaptığım her tekrarda. Çiçekçinin önünden geçerken o bana bir kez bile papatya alamadığım için kocaman bir demet papatya aldım kendime. sonra papatya o kadar eğreti durdu ki elimde güldüm kendime yine. bıraktım onu bir yerde, o almadıktan sonra bana ait değildi çünkü, ben alsam bile. Sevmediğim halde elma suyu bile içtim, o seviyor diye.
   
  Sonra salak mıyım ben diye düşünmeden geri almadım kendimi. boşver çok romantik dedim ve kaldığım yere gittim. O hala yoktu yanımda aslında ama onunlaymışım gibi bir gün geçirmiştim.

  Yanımdayken diyemediğim, ona bakıp hadi şimdi söyle diye içimden geçirdiğim hiç bir şeyi söylemediklerimi aklımdan yine geçirdim.
   
 Benim hatam hislerimi yalnız yaşamamdır aslında. yani seviyorum çok, ama o kadar çok aklımdaki o kadar çok tekrarlıyorum ki onu sevdiğimi özlediğimi ona söyleme gereği duymuyordum. insan duymak istiyor haklı.

  Uzun bir ahhla başlayan cümleler kurardı bazen bana, anlamıyorsunu içinde barındıran.. aynen şimdi ben yaşıyorum. aynı süreci yaşıyoruz, o vazgeçmedi tüm saçmalıklarından ve hala hatalarını anlamıyor.Bense  vazgeçemiyorum. Sabırdan nefret ederken hem de gelmeyecek birini bekliyorum. Farketmez ki hiç en zoru en imkansızı 4 ay beklemek olucak,  birgün mutlaka unutursun razıyım ben ve komik ben duygusal romantiğe bağlayacak kadar çok aşığım.
Hani sen anlarsın öfkeli ama duygusal olanından..

   not: Bu yazı uludağsözlük yazarlarından tatlısulevreği'nden alıntıdır. Moderasyon uçurmuş izin alamadım. Yazarlığının hoşgörüsüne dayanarak paylaştım.


Olmuyorsa Zorlamaycaksın.

Olsun istersin…

Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.

Aşktır ; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…

Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.

İştir ; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…

Dosttur ; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…

Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!

Olmuyorsa, olmuyordur!

Gönlün rahat mı?

Elinden geleni yaptın mı?

Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…


                                                        Can Yücel

22 Ocak 2013 Salı

neruda

Pablo Neruda Şilili yazar ve şairdir.1971'de Nobel edebiyat ödülünü almıştır. Ayrıca Nazım Hikmet'in arkadaşıdır.

  • Aşk ne kadar kısa ve unutmak ne kadar uzun.
  • Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız.
  • Sırf birisi İyi geceler demediği için, İyi geçmeyen geceler vardır.
  • Seni sevdiğimi anlayacaksın, sevmediğim zaman.
  • Ìnsan ulasamadigi herseyin "delisi", ulastığı herseyin "nankörüdür''.
  • Biten bir aşkın hemen ardından bir başkasıyla başlayan şeyin adı, İlişki değil çelişkidir.
  • Aslında kadın; Erkeğin beğenen bakışlarından çok, hemcinsinin kıskançlık dolu bakışlarını görünce, güzel olduğundan emin olur.
  • Asla aşk acısı çeken birine aşık olmayın. O kişi yaralıdır ve yara bandı olarak sizi kullanır.
  • Eskiden hayallerimiz vardı, gerçekleştirmeyi umduğumuz. Şimdi bırakın gerçekleştirmeyi, umabilmek en büyük hayalimiz oldu.
  • Gözyaşım kadar değerlisin; ama nasıl gözyaşlarım gözümden düştüyse şimdi sende öylesin.
  • Hayatta hiç bir zaman bir başkasına tüm benliğinle güvenme, Çünkü; hiç kimse sana tüm benliğiyle görünmez.
  • Yalnızlığa yenilmemek için, sık sık hayaller kurulur; ama aslında neyin hayalini kurarsan kur, yalnızlık her hayalin sonudur.
  • İnsanlarla yüz yüze konuşarak her sorunu halledebilirsin; ama bazı insanlar gelir önüne, hangi yüzüne konuşacağını bilemezsin.
  • Şair, her şeyden önce yaşadığı toplumun sorunlarına, giderek tüm dünyaya karşı sorumludur.
  • Kalbi kırdıktan sonra gelen özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir. "İhtiyaç" kalmaz.
  • Hiç sevmediği halde neden hep değerli olur bırakıp giden ve neden hiç düşünmeden teslim olur kalbin; o seni hiç sevmemişken.
 
     Neruda'nın en etkileyici şiirlerinden biri :

BU AKŞAM EN HÜZÜNLÜ ŞİİR

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur, öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona
 

suratsız bir veznedarın hikayesi

 Ders biteli iki saat olmasına rağmen hala sınıfta oturuyordu Kemal. Hava kararmaya başlamıştı, sınıf ışıksız kalmıştı. Sınıf boşaldıktan sonra ders çalışmaya başlamış ve hala ara vermemişti. Zaten zayıftı çok yemek yemezdi ve sigara da içmezdi. Fakültesinde ikinci senesindeyken not ortalaması 3.75'ti. Normalde öğrenciler düşük not alınca durumu toparlamak adına çalışırlar fakat Kemal yüksek not aldıkça daha da çalışıyordu. Notları onun ateşiydi, kendinde gördüğü eksiklikleri yakıyor, küle dönüştürüyordu.

 Telefonuna baktı Kemal, her zamanki gibi cevapsız çağrı veya mesaj yoktu. Saatin sekiz olduğunu gördü artık eve gidebilirim diye düşündü, içi tatmin olmuş şekilde. Otobüs durağına doğru yürürken gözlerini biririne kenetlenmiş yavaşça yürüyen bir çift gördü. O kadar mutluydular ki sanki savaşların, yıkımların, acıların merkezi olan bu dünyada yaşamıyor gibilerdi. Kıskandı, bozuldu ama hislerini kabul etmek istemiyordu. Neden onlar gibi mutlu olamadığını sorgulamadı bile aklından o anda tek bir şey geçti: ''bunlar üniversiteyi boşuna okuyorlar''. Fırsatı olsa o Colins'ten doksan liraya aldığı suni deri ceketle kendine yeni nesil Türk popçusu havası vermiş çocuğun yerinde olmayı o kadar çok isterdi ki... Canı sıkılarak yürümeye devam etti.

 Sonunda otobüs durağına gelmişti. Otobüs geldiğinde ondan çok daha önce gelenlerin önündeydi Kemal. İçinde bulunduğu topluma uygun olarak başkalarının haklarına saygısı yoktu. Havasız, bunaltıcı otobüste sıkışık bir yolculuktan sonra eve varan Kemal soğuk bir merhabayla eve girdi, kimseyle konuşmadan yemeğini yedi ve odasına çekildi. İnternete girdi her zamanki gibi facebook, mynethaber, uludağ sözlükte birşeyler geveledi, içindeki nefret ve sevimsizliği harflerle kusarak bir nebze rahatladı.

 Sonra Kemal yattı uzun bir uykudan sonra uyandı tekrar yattı ve kalktı derken günler, yıllar geçti. Doğal olarak istediği gibi olmadı hiçbirşey.  Babasının ve dayısının yardımlarıyla Ostim Vergi Dairesinde veznedarlığa başladı. İşte vergi borcumu yatırmak için 30 dk beklememin sebebiydi Kemal. Kendine güvensizliğini ve bundan kaynaklanan mutsuzluğunu çevreye yansıtan insandı Kemal, Veznedardı, kütüphanede memurdu, otobüs şoförüydü, milletvekiliydi. Kemal mutsuzdu, şeytandı, heryerdeydi...