20 Aralık 2012 Perşembe

Rebap

 Mevlana, şeriatçıların mühim bir kısmının haram saymasına rağmen müziği ve raksı da benimsemişti. Divan'ında müziği çok övmede ve onu, yüksek bir sanat olarak görmededir. Gerçekten de mananın harflere, söze, vezne ve kafiyeye sığmayanları anlttığını düşünmekteydi.

 Mevlana döneminin bilgin sayılan! kişilerinin itirazına karşı bir gün şöyle demişti : '' Medreseleri bilginlere, tekkeleri şeyhlere verdik. Rebap bizim gibi garip, onun için onu seçtik, onu aldık. Ona da rağbet etselerdi bağışlardık. Fakit garibi, garip okşar; hoş görsünler... ''








                         kaynak:Mevlana; hayatı,sanatı, yapıtlarından seçmeler- Gölpınarlı, Abdulbaki

12 Aralık 2012 Çarşamba

Dünya nüfusu ve bazı istatistikler



Dünya nüfusunun mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek,100 kişilik bir köy kadar küçültebilseydik, bu köy söyle olacaktı:
57 Asyalı,
21 Avrupalı,
14 Amerikalı (Kuzey,Orta,Güney) ve
8 Afrikalı.
Bunların 52'si kadın, 48'i erkek olacaktı.
30 beyaz, 70 beyaz olmayan,
30 Hıristiyan, 70 Hıristiyan olmayan,
89 Heteroseksüel, 11 homoseksüel.
6 kişi bütün servetin % 59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD kökenli olacaktı.
80 kişi kötü evlerde yaşayacaktı,
70 kişi okuma-yazma bilmeyecekti,
1i ölmek üzere, 1i de doğmak üzere olacaktı.
1 kişi bilgisayar sahibi, 1 kişi de (evet, sadece 1kişi) üniversite mezunu olacaktı.
Simdi şunları göz önünde bulundurun:
Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmış iseniz, 1 hafta sonrasını göremeyecek olan 1 milyon insandan daha şanslısınız.
Bir harp tehlikesi ile, işkence görmek ihtimali ile, aç kalma korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan, işkence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan ibadethaneye gidebiliyorsanız 3 milyar kişiden daha iyi bir sansa sahipsiniz.
Buzdolabınızda yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların % 75'inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdanınızda para varsa, dünyanın en imtiyazlı % 8'i arasındasınız.
Anneniz, babanız sağ ise, siz bu dünyada nâdir kişilerden birisiniz.
Birisi sizi düşündü ve bunu gönderdi, çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz.
Paraya ihtiyacın yokmuş gibi çalış, kimse seni üzememiş gibi sev, kimse seni seyretmiyormuş gibi danset, kimse seni dinlemiyormuş gibi şarkı söyle... 

Ve sen gene her zaman yaptığın gibi; nereye olduğunu bilmeden, kan ter içinde koşmaya ve hayattan şikayet etmeye devam et ! 


 not: alıntıdır ama 4 sene önce kaydetmişim kaynağı paylaşamıyorum :(


 

11 Aralık 2012 Salı

mutluluk üzerine...

 İnsanoğlu yaratılışından itibaren mutlu olmayı amaçlamıştır ama çok az insan dışında birçoğu mutsuz yaşamış ve mutsuz olarak can vermiştir. Peki sorun neredeydi ?

 İlk olarak ne aradığımızı bilememekten kaynaklanıyor başarısız girişimlerimiz. Hiç bilmediğimiz birşeyi ararsak doğal olarak bulamayız. Servet-para, mevki-iktidar-güç, kariyer gibi kavramlar mutluluğa ulaşmak için basit araçlardır; dostların seni, seven bir eş, aile bunlardır gerçekte bizleri mutlu eden ama biz araçlara ulaşmak için mutluluğumuzu, ''onları'' feda ediyoruz ve farrkında değiliz. İyi bir işe sahip olmak için çabalıyor herkes ama neden iyi bir işe sahip olmak istediğinin farkında değil, amacına ulaşırsa mutlu olacacağını zannediyor. Aslında insan çevresindekilere yardım etmek, onlarla daha çok vakit geçirmek, farklı şeyler yapmak, bunları çoğaltabiliriz sonuç olarak mutlu olmak için çalışır ama insanlar çalışma kıskacında bunları unutuyorlar ve işe girdiklerinde de mutsuzlukları devam ediyor.

 Mutluluğun ikinci bir boyutu vardır; kollektif gerçeklerden oluşmuş bir daire gibidir ve bu daire insan istediği sürece genişler. Daire ne kadar geniş olursa kişi o kadar mutlu olur. Yanlızlık mutluluk getirmez hiç bir zaman. Mum başka bir mumu yaktığı zaman ışığından birşey kaybetmezse, herkesin bildiği ve uygulamadığı ! gibi mutluluk paylaştıkça artar.

 Evrende hiçbirşey yoktan var olmaz, vardan yok olmaz. Evrensel fizik yasasıdır bu. Madde yok olmaz sadece biçim değiştirir ve her etki bir tepkiye dönüşür. Kendini değersiz hisseden, insanları sırf mesleğinden dolayı hor gördüğü birine güleryüzlü samimi bir günaydın demek, teşekkür etmek o an karşıda poizitif bir etki oluşturur ve o etki ileride bize dönecektir.

 Yazılacak daha çok şey var ama yoruldum, birazda ümitsizim çünkü insanlar mutluluğun basit, kolay ulaşılabilir ve değerli olduğunu bilmiyorlar. Beni seven ve çok sevdiğim, mutluluğumun sebebi olanlara teşekkürü borç biliyorum. Kedilerime, gökyüzündeki sanatsal duruşlarıyla kuşlara, çok güzel olduğu için çam ağaçlarına, manzaraya denize , gördüğüm ve göreceğim herşeye !

 Dünya büyük ve mutluluk her yerde, mutluluğumuzsa belli kişilere ve nesnelere bağlı değil, bizim tercihlerimize bağlı...

 not: bu yazıyı değerli dostum, ilkokuldan beri arkadaşım Seda'ya armağan ediyorum, yazılarımı takip eden nadir kişilerden olması, okumayı sevmesi, beni cesaretlendirmesi için teşekkür ediyorum.



7 Ekim 2012 Pazar

Noam Chomsky: İtaat etmek zorunda değiliz!

 Dört senede bir yapılan başkanlık seçimi fantezileri zirveye ulaşırken, siyasi kampanyaların karşı karşıya bulunduğumuz en kritik meseleleri nasıl ele aldığını sormak yararlı olacaktır. Basit cevap, kötü ya da hiçtir. Durum böyleyse bazı önemli sorular doğar; neden ve bunun için ne yapabiliriz?

 Ezici öneme sahip iki mesele vardır; zira türlerin kaderi tehlikededir. Bunlar, çevre felaketi ve nükleer savaştır.
Bunlardan ilki, düzenli şekilde ön sayfalarda yer bulur. Örneğin 19 Eylül’de Justin Gillis The New York Times’da Arktik denizindeki buzulların bu seneki erimesinin “ancak önceki (erime rekorunu) kırdıktan ve bölgedeki değişimin ani hızlanmasına dair yeni uyarıları belirginleştirdikten sonra” durduğunu yazdı.

 Erime, girift bilgisayar modellemelerinde ve küresel ısınmaya dair en yakın tarihli BM raporunda öngörülenden çok daha hızlıdır. Yeni veriler ciddi sonuçlarıyla beraber yaz buzulunun 2020’de yok olabileceğini gösteriyor. Önceki tahminler yaz buzulunun 2050’de yok olacağını söylüyordu.

 “Fakat hükümetler, bu değişikliğe sera gazı salınımlarını daha acil sınırlama yoluna giderek karşılık vermediler. Aksine, Arktik bölgede daha fazla petrol için sondaj yapmak gibi erişilebilir hale gelen yeni minerallerin işletilmesi için yeni planlar yaptılar”. Yani afeti hızlandırmak için.

 Bu tepki, kısa-vadeli kazançlar için çocuklarımız ile torunlarımızın hayatlarını feda etmeye dair olağandışı bir isteği sergiliyor. Ya da belki de kapımızdaki bu tehlikeyi görmeyelim diye gözlerimizi kapatmak isteyen aynı derecedeki tuhaf ve bariz istekliliktir.
Aslında bu hemen hemen hiçbir şeydir. İklim Hassasiyeti İzleme, “küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişikliğinin dünya ekonomik üretimini senelik yüzde 1,6 oranında düşürdüğünü ve önümüzdeki 20 yılda maliyetleri 2 katına çıkmasına neden olacağını” ortaya koydu. Araştırma diğer yerlerde geniş şekilde yankı buldu ancak Amerikalılar rahatsız edici bu haberlerden bağışlandılar.

 Demokratik ve Cumhuriyetçilerin iklim meseleleri hakkında tüzükleri, 14 Eylül tarihli Science Dergisi’nde değerlendirildi. Nadir görülebilecek ortak-partizanlıkla her iki parti de bizden sorunu daha kötüleştirmemizi talep etti.

 2008’de her iki parti tüzüğü de hükümetin iklim değişikliğini nasıl ele alması gerektiğine dair az bir dikkat hasretmişti. Bugün mesele Cumhuriyetçi tüzükten neredeyse kayboldu. Hatta Cumhuriyetçi Başkan Richard Nixon’un aklı-selim günlerinde kurduğu Çevre Koruma Ajansı’nın sera gazlarını düzenlemesine engel olunması için kongreden “derhal harekete geçmesini” istediler. Ve Alaska’nın Arktik korunağı, “tüm Amerikan Tanrı-vergisi kaynaklardan faydalanmak için” sondaja açılmalıymış. Nihayetinde Tanrı’ya karşı gelemeyiz ya.

 Tüzük de ayrıca “Bilimsel bütünlüğü kamu araştırma enstitülerimize iade etmeliyiz ve kamu destekli araştırmalardaki (iklim bilimi için kod kelimeler) siyasi teşvikleri kaldırmalıyız” ifadeleri yer buldu.

 Birkaç yıl önce iklim değişliğiyle ilgili idrak ettiğinin utanç verici etkisinden kaçmaya çalışan Cumhuriyetçi aday Mitt Romney, bilimsel bir fikir birliği olmadığını; bu nedenle daha fazla tartışma ve araştırmayı desteklemek zorunda olduğumuzu ancak sorunları daha ciddi hale getirmek dışında eyleme geçmemiz gerektiğini beyan etti.

 Demokratlar, tüzüklerinde büyük bir sorun olduğundan bahseder ve “yeni ortaya çıkan güçlerle uyumlu olarak salınım miktarlarını ayarlayacak bir anlaşma için” çaba sarf etmemiz gerektiğiniz salık verir. Fakat hepsi sadece budur.

 Başkan Barack Obama, böylesi uygulamalarla geçen bir yüzyılın ardından dünyanın nasıl bir yer olacağını sormadan çatlatma (fracking) ve diğer yeni teknolojileri kullanarak 100 yıllık enerji bağımsızlığımızı kazanmamız gerektiğini vurguladı.
Yani partiler arasında farklılıklar var. Leminglerin gayretle tepeye nasıl çıkacakları gibi konularda yani...

 Diğer ikinci esas konu olan nükleer savaş da her gün ön sayfalarda yer alıyor. Öyle bir şekilde ki dünyadaki garip olayları izleyen bir Marslıya dahi küçük dilini yutturur.

 Halihazırdaki tehdit yine Orta Doğu’dadır, özellikle İran’dır. En azından Batı’ya göre budur. Orta Doğu’da ise ABD ve İsrail çok daha büyük tehditler olarak görülür.

 İran’dan farklı olarak İsrail teftişe izin vermeyi ya da Nükleer Silahsızlanma Anlaşması’nı (NSA) imzalamayı reddediyor. Yüzlerce nükleer silaha ve gelişmiş taşıyıcı sistemlere sahiptir. Sürekli Amerikan desteği sağ olsun; kanunsuzluk, saldırganlık ve şiddete dair uzun bir tarihi bulunur. İran’ın nükleer silahlar geliştirmenin peşinde olup olmadığını ise ABD istihbaratı bilmiyor.
Kurumun ABD istihbaratı sonuçlarına ekleyecek hiçbir şeyi olmadığını kabul ederken ABD’nin istediği şekilde İran’ı kınayacak dolambaçlı bir yolla Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, son raporunda, “İran’da beyan edilmemiş nükleer malzeme ve aktivitelerin yokluğunu” gösteremediğini söyledi.

 Bu yüzden NSA tarafından garantiye altına alınan ve Tahran’da yakın zamanda toplanan bağlantısız ülkeler dahil dünyanın çoğunluğunca desteklenen uranyum zenginleştirme hakkından İran mahrum edilmek zorundadır.

 İran’ın nükleer silahlar geliştirebilme olasılığı seçim kampanyalarında da ortaya çıkıyor. (İsrail’in halihazırda onlara sahip olduğu gerçeği değil.) İki duruş karşılıklı birbirini dengeliyor: ABD, düzinelerce ülkenin sahip olduğu nükleer silah üretme kapasitesine erişirse İran’a saldıracağını mı ilan etmeli? Yoksa Washington, “kırmızı çizgisini” daha belirsiz mi tutmalı?
İkinci duruş Beyaz Saray’ınki. İlki ise İsrail şahinlerince talep edilen ve ABD Kongresi tarafından kabul edilen. Senato, İsrail duruşunu desteklemek üzere 90-1 olarak daha yeni oyladı.

 Tartışmada olmayan ve İran’ın sahip olduğuna inanılanın tehdit her neyse onu sonlandırmak ya da azaltmak için tutulması gereken yol apaçık ortadır. Bu da bölgede nükleer-silahsız bir alan oluşturmaktır. Fırsat halihazırda da ortadadır. İsraillilerin çoğunluğu dahil neredeyse tüm dünya tarafından desteklenen bu amaca ulaşmak için uluslararası bir konferans birkaç ay içinde toplanacak.

 Ancak İsrail hükümeti, bölgede genel bir barış anlaşması olana dek katılmayacağını ilan etti ki böylesi bir anlaşma İsrail, işgal altındaki Filistin bölgelerindeki hukuk dışı aktivitelerine devam ettikçe mümkün değildir. Washington da aynı pozisyondadır ve İsrail’in böylesi bölgesel bir anlaşmadan münezzehliğinde ısrar etmektedir.

 Yıkıcı bir savaşa, hatta muhtemelen nükleer bir savaşa doğru ilerliyor olabiliriz. Bu tehdidin üstesinden gelecek apaçık yollar vardır fakat fırsatın yakalanmasını isteyen geniş-ölçekli halk eylemleri olana dek bu yollar tercih edilmeyecektir. Bu tür konular, sadece seçim sirkinde değil medya ve daha geniş ulusal tartışmanın dışında tutulduğu sürece bunun (halk eylemleri) olması da fazlasıyla olasılık dışıdır.

 Seçimler halkla ilişkiler endüstrisince işletilir. Esas görevleri ticari reklamcılık yani irrasyonel seçimler yapacak bilgisiz tüketiciler yaratarak piyasaların altını oymaktır. Bu piyasaların arzu edilen çalışma şeklinin tam aksidir ancak televizyon izleyen herhangi birine bu aşina gelecektir.

 Seçimleri işletmek için silah altına alınınca bu endüstri, parayı-ödeyenlerin çıkarları için aynı prosedürleri benimseyeceklerdir ki bunlar (parayı-ödeyenler) bilgili vatandaşların rasyonel seçimler yapmalarını istemez.

 Yine de her iki durumda da kurbanlar, itaat etmek zorunda değildir. Pasiflik kolay olabilir ancak hiç de onurlu bir yol değildir.

 çeviri: Oğuz Eser
 kaynak:  http://www.timeturk.com/tr/2012/10/07/naom-chomsky-itaat-etmek-zorunda-degiliz.html
 

12 Nisan 2012 Perşembe

Felluce'yim ben!



Felluce'yim ben... Yıkık, harap, mağrur ve asi...
Medeniyet denilen arsız yalanın tekzibi...
İşgale uğradım, yağmalandım, kana bulandım.
Evlatlarım ceset ceset yatar caddelerimde...
...dünyanın gözleri önünde...
Sofrasında yer aradığınız bir ziyafetin zor lokmasıyım.
Barbarların istilası karsısında Şarık ;ın nefes - i müdafaasıyım.
* * *
Bayramdı.
Çatışma vardı.
Cuma sabahı camide vuruldum.
Yerde can çekişirken bulundum.
Yaradan ;ın evinde, Yok eden vardı o gün...
Aradıklarını söyledikleri kitlesel imha silahlarıyla geldiler.
Kafama nisan alıp, beynimi deldiler.
Dağıldı kafam, parçalandı yüzüm.
Kızıla kesti dayandığım duvar;
Kendi kanıma gömüldüm.
* * *
Tanırsınız beni...
Vietnam'da beynine kursun sıkılan da bendim;
Filistin'de taslarla kolu bacağı kırılan da...
İzmir de ilk kursunu atan da...
Hepsinde suçum ayniydi:
İşgalciye karsı ülkemi savunuyordum.
Ve kanlar içinde yattığım yerden dünyaya, unuttuğu bir yemini, "isyan"i
hatırlatıyordum.
* * *
Fakat ne mümkün!
Katilim, benden çok önce dağıtmış dünyanın beynini...
Kara bir perde inmiş Ademoğullarının gözüne...
Görmüyor, duymuyor, ses vermiyor.
Susuyor riyakarca...
Aslan tarafından parçalanan avın artığına göz dikmiş sırtlanların
iştahıyla... ...susuyor, katliama ortak olma pahasına...
* * *
Simdi yalanlar söyleyecekler sana...
"Özgürlük götürdük, onun için öldürdük" diyecekler.
Bir tek yüzüm var, bunun karsısına koyabilecek.
Bu darmadağın, bu delik deşik, bu kanlı yüz, feneri olsun kör
gözlerinizin... Felluce adini, zulmün defterine yazın.
Ve asla unutmayın.
Dönerim bir gün; mazlumun ahi gibi çıkar gelirim.
İsyanlarla, sandıklarla... olmazsa, belime sarılmış bombalar, cephane
yüklü kamyonlarla...
"Terörist" diye işitirsiniz manşetlerde adimi yine; büyüğüne tapar,
küçüğünü lanetlersiniz.
Suçlunun savcı, mazlumun sanık olduğu bu sefil mahkemede, adim adim
faşizme gidersiniz. Ödersiniz bedelini sükutunuzun...
Bir gün pişman olursunuz.
İste o gün hatırlayın beni:
Ben, Felluce'yim.
21. asrin kabristanı, insanlığın son kalesiyim.