Mevlana, şeriatçıların mühim bir kısmının haram saymasına rağmen müziği ve raksı da benimsemişti. Divan'ında müziği çok övmede ve onu, yüksek bir sanat olarak görmededir. Gerçekten de mananın harflere, söze, vezne ve kafiyeye sığmayanları anlttığını düşünmekteydi.
Mevlana döneminin bilgin sayılan! kişilerinin itirazına karşı bir gün şöyle demişti : '' Medreseleri bilginlere, tekkeleri şeyhlere verdik. Rebap bizim gibi garip, onun için onu seçtik, onu aldık. Ona da rağbet etselerdi bağışlardık. Fakit garibi, garip okşar; hoş görsünler... ''
kaynak:Mevlana; hayatı,sanatı, yapıtlarından seçmeler- Gölpınarlı, Abdulbaki
İnsanoğlu boşaltır, içinde tutamaz ki... Yorulunca çıkar ter derimizin üstünde Öfkelenince bağrışlar çıkar, ses tellerini yırtarcasına Ruhumuz yorulunca hüzün çıkar Kalbimiz kırılınca da edebiyat çıkıyor Edebiyat kırık kalplerle başladı belki de, Kırık kalplerin hikayesini anlatıyor tekrar tekrar...
20 Aralık 2012 Perşembe
12 Aralık 2012 Çarşamba
Dünya nüfusu ve bazı istatistikler
Dünya nüfusunun mevcut
halkların nispetlerini muhafaza ederek,100 kişilik bir köy kadar
küçültebilseydik, bu köy söyle olacaktı:
57 Asyalı,
21 Avrupalı,
14 Amerikalı (Kuzey,Orta,Güney) ve
8 Afrikalı.
21 Avrupalı,
14 Amerikalı (Kuzey,Orta,Güney) ve
8 Afrikalı.
Bunların 52'si kadın, 48'i
erkek olacaktı.
30 beyaz, 70 beyaz olmayan,
30 Hıristiyan, 70 Hıristiyan
olmayan,
89 Heteroseksüel, 11
homoseksüel.
6 kişi bütün servetin %
59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD kökenli olacaktı.
80 kişi kötü evlerde yaşayacaktı,
70 kişi okuma-yazma
bilmeyecekti,
1i ölmek üzere, 1i de doğmak
üzere olacaktı.
1 kişi bilgisayar sahibi, 1
kişi de (evet, sadece 1kişi) üniversite mezunu olacaktı.
Simdi şunları göz önünde
bulundurun:
Eğer bu sabah hastalıklı değil
de sağlıklı uyanmış iseniz, 1 hafta sonrasını göremeyecek olan 1 milyon
insandan daha şanslısınız.
Bir harp tehlikesi ile, işkence
görmek ihtimali ile, aç kalma korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon
insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan, işkence
görmekten yahut öldürülmekten korkmadan ibadethaneye gidebiliyorsanız 3 milyar
kişiden daha iyi bir sansa sahipsiniz.
Buzdolabınızda yiyeceğiniz,
üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa,
dünyadaki insanların % 75'inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdanınızda para
varsa, dünyanın en imtiyazlı % 8'i arasındasınız.
Anneniz, babanız sağ ise,
siz bu dünyada nâdir kişilerden birisiniz.
Birisi sizi düşündü ve bunu
gönderdi, çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz.
Paraya ihtiyacın yokmuş gibi
çalış, kimse seni üzememiş gibi sev, kimse seni seyretmiyormuş gibi danset,
kimse seni dinlemiyormuş gibi şarkı söyle...
Ve sen gene her zaman yaptığın gibi; nereye olduğunu bilmeden, kan ter içinde koşmaya ve hayattan şikayet etmeye devam et !
not: alıntıdır ama 4 sene önce kaydetmişim kaynağı paylaşamıyorum :(
11 Aralık 2012 Salı
mutluluk üzerine...
İnsanoğlu yaratılışından itibaren mutlu olmayı amaçlamıştır ama çok az insan dışında birçoğu mutsuz yaşamış ve mutsuz olarak can vermiştir. Peki sorun neredeydi ?
İlk olarak ne aradığımızı bilememekten kaynaklanıyor başarısız girişimlerimiz. Hiç bilmediğimiz birşeyi ararsak doğal olarak bulamayız. Servet-para, mevki-iktidar-güç, kariyer gibi kavramlar mutluluğa ulaşmak için basit araçlardır; dostların seni, seven bir eş, aile bunlardır gerçekte bizleri mutlu eden ama biz araçlara ulaşmak için mutluluğumuzu, ''onları'' feda ediyoruz ve farrkında değiliz. İyi bir işe sahip olmak için çabalıyor herkes ama neden iyi bir işe sahip olmak istediğinin farkında değil, amacına ulaşırsa mutlu olacacağını zannediyor. Aslında insan çevresindekilere yardım etmek, onlarla daha çok vakit geçirmek, farklı şeyler yapmak, bunları çoğaltabiliriz sonuç olarak mutlu olmak için çalışır ama insanlar çalışma kıskacında bunları unutuyorlar ve işe girdiklerinde de mutsuzlukları devam ediyor.
Mutluluğun ikinci bir boyutu vardır; kollektif gerçeklerden oluşmuş bir daire gibidir ve bu daire insan istediği sürece genişler. Daire ne kadar geniş olursa kişi o kadar mutlu olur. Yanlızlık mutluluk getirmez hiç bir zaman. Mum başka bir mumu yaktığı zaman ışığından birşey kaybetmezse, herkesin bildiği ve uygulamadığı ! gibi mutluluk paylaştıkça artar.
Evrende hiçbirşey yoktan var olmaz, vardan yok olmaz. Evrensel fizik yasasıdır bu. Madde yok olmaz sadece biçim değiştirir ve her etki bir tepkiye dönüşür. Kendini değersiz hisseden, insanları sırf mesleğinden dolayı hor gördüğü birine güleryüzlü samimi bir günaydın demek, teşekkür etmek o an karşıda poizitif bir etki oluşturur ve o etki ileride bize dönecektir.
Yazılacak daha çok şey var ama yoruldum, birazda ümitsizim çünkü insanlar mutluluğun basit, kolay ulaşılabilir ve değerli olduğunu bilmiyorlar. Beni seven ve çok sevdiğim, mutluluğumun sebebi olanlara teşekkürü borç biliyorum. Kedilerime, gökyüzündeki sanatsal duruşlarıyla kuşlara, çok güzel olduğu için çam ağaçlarına, manzaraya denize , gördüğüm ve göreceğim herşeye !
Dünya büyük ve mutluluk her yerde, mutluluğumuzsa belli kişilere ve nesnelere bağlı değil, bizim tercihlerimize bağlı...
not: bu yazıyı değerli dostum, ilkokuldan beri arkadaşım Seda'ya armağan ediyorum, yazılarımı takip eden nadir kişilerden olması, okumayı sevmesi, beni cesaretlendirmesi için teşekkür ediyorum.
İlk olarak ne aradığımızı bilememekten kaynaklanıyor başarısız girişimlerimiz. Hiç bilmediğimiz birşeyi ararsak doğal olarak bulamayız. Servet-para, mevki-iktidar-güç, kariyer gibi kavramlar mutluluğa ulaşmak için basit araçlardır; dostların seni, seven bir eş, aile bunlardır gerçekte bizleri mutlu eden ama biz araçlara ulaşmak için mutluluğumuzu, ''onları'' feda ediyoruz ve farrkında değiliz. İyi bir işe sahip olmak için çabalıyor herkes ama neden iyi bir işe sahip olmak istediğinin farkında değil, amacına ulaşırsa mutlu olacacağını zannediyor. Aslında insan çevresindekilere yardım etmek, onlarla daha çok vakit geçirmek, farklı şeyler yapmak, bunları çoğaltabiliriz sonuç olarak mutlu olmak için çalışır ama insanlar çalışma kıskacında bunları unutuyorlar ve işe girdiklerinde de mutsuzlukları devam ediyor.
Mutluluğun ikinci bir boyutu vardır; kollektif gerçeklerden oluşmuş bir daire gibidir ve bu daire insan istediği sürece genişler. Daire ne kadar geniş olursa kişi o kadar mutlu olur. Yanlızlık mutluluk getirmez hiç bir zaman. Mum başka bir mumu yaktığı zaman ışığından birşey kaybetmezse, herkesin bildiği ve uygulamadığı ! gibi mutluluk paylaştıkça artar.
Evrende hiçbirşey yoktan var olmaz, vardan yok olmaz. Evrensel fizik yasasıdır bu. Madde yok olmaz sadece biçim değiştirir ve her etki bir tepkiye dönüşür. Kendini değersiz hisseden, insanları sırf mesleğinden dolayı hor gördüğü birine güleryüzlü samimi bir günaydın demek, teşekkür etmek o an karşıda poizitif bir etki oluşturur ve o etki ileride bize dönecektir.
Yazılacak daha çok şey var ama yoruldum, birazda ümitsizim çünkü insanlar mutluluğun basit, kolay ulaşılabilir ve değerli olduğunu bilmiyorlar. Beni seven ve çok sevdiğim, mutluluğumun sebebi olanlara teşekkürü borç biliyorum. Kedilerime, gökyüzündeki sanatsal duruşlarıyla kuşlara, çok güzel olduğu için çam ağaçlarına, manzaraya denize , gördüğüm ve göreceğim herşeye !
Dünya büyük ve mutluluk her yerde, mutluluğumuzsa belli kişilere ve nesnelere bağlı değil, bizim tercihlerimize bağlı...
not: bu yazıyı değerli dostum, ilkokuldan beri arkadaşım Seda'ya armağan ediyorum, yazılarımı takip eden nadir kişilerden olması, okumayı sevmesi, beni cesaretlendirmesi için teşekkür ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


