En sevdiğim yazarlardan Amin Maalouf'un ''Uzaktan Aşk'' eserinden muhteşem sözler:
- Ben çocukluğumu anımsıyorum ama çocukluğumun dünyasında herşey unuttu beni...
- Mutluluktan söz etmeyi öğrendim, nasıl mutlu olunur bilemedim...
- Arzuladığım kadın öyle uzak, öyle uzaktaki hiçbir zaman sarılmaya yetmez kollarım.
- En sevdiklerimi bıraktım orada ben
Ama denizler ötesine gitmem gerekiyordu
Görmeliydim gözlerimle
Doğu'nun tüm tuhaflıklarının
İstanbul'u Babil'i Antakya'yı
Kum okyanuslarını
Kan ırmaklarını
Gözyaşı yerine kan döken insanlarını
Anadolu dağlarındaki aslanları
Ve Titan'ların konaklarını
Ve özellikle, özellikle tanımalıydım
O'nu ve Kutsal Toprakları...
-Tanrı size güzelliği vermiş kontes, ama başkalarının gözleri için...
-Kimse sizi zorlamıyor Kontes onu sevmeye
Ama engelde olamazsınız sizi sevmesine,
Şarkılarında da söylüyor bunu,
Sizin o uzak yıldız olduğunuzu
Ve umutsuz bir aşkla sizin için eridiğini...
-Onu gönlümce seyretmek hoş geliyordu, beni görmediğinde şarkılarımı yazmak kolaydı,
beni duymadığına göre..
-Sevdan çıkmıyor aklımdan,
Uyanıkken ya da düşte
Ama ben düşü yeğlerim
Yanlız düşte benimsin sen
-Uzaktan göğün ışığıdır güneş ama yaklaşınca cehennem ateşidir !
-Bu dünyadan saklayacağım son imge yüzünüz olacak ve bana sarılan gözleriniz.
-Aşka lanet etmeyin dostlar
Odur bize sevinçlerimizi veren
Neden geri almakta onun hakkı olmasın ?
Hiçbir zaman aşk değildir bize layık olmayan
Oysa biz layık olamayız ona kimi zaman
Hiçbir zaman bize ihanet etmez aşk ve
Biz oluruz hep, ona ihanet eden....
Amin Maalouf'un yüreğine sağlık :)
İnsanoğlu boşaltır, içinde tutamaz ki... Yorulunca çıkar ter derimizin üstünde Öfkelenince bağrışlar çıkar, ses tellerini yırtarcasına Ruhumuz yorulunca hüzün çıkar Kalbimiz kırılınca da edebiyat çıkıyor Edebiyat kırık kalplerle başladı belki de, Kırık kalplerin hikayesini anlatıyor tekrar tekrar...
2 Eylül 2011 Cuma
31 Temmuz 2011 Pazar
ramazan'ın birinci günü. O zaman Rumi'ye kulak verelim...
Bugün Ramazan'ın birinci günü. O zaman Mevlana'ya biraz kulak verelim. Bloğu ağırlıklı olarak( %99 :D ) yabancılar takip ettiği için İngilizcesini de paylaştım her ne kadar çeviri hatalar barındırsa da. Hoşgeldin ya şehr-i Ramazan...
-Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
+If a person says gracefull words, its base is the listening of listener and understanding of him.
-İki tür insan daima açtır; biri bilimi arayan, diğeri de parayı...
+Two kinds of human are always hungry; one is the science seeker, the other one is money seeker.
-Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.
+A lover among the hundered of people is evident like a luminous moon among the stars.
-Aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı ne de sonu vardır.
+Love is so endless sea; neither there is a beginning of it, nor the end of it.
- Diyelim ki Ali'den Zülfikar sana miras kaldı. Sende Ali kolu ve kalbi yoksa Zülfikar neye yarar ki ?
+Let say that Zulfikar(Ali's sword is a special Y shaped form, a famous sword) was bequeath to you, where is the benefit of Zulfikar, so you don't have Ali's arm and his bravery.(Saint(Hz) Ali is the fourth Khalifa of Muslims, and he has one of the bravest hearts)
-Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider tümden ışık kesilir.
+When a black wood is a partner for fire, the black of wood disappears and it will be a light.
-Satrançta piyon yola çıkar da sonunda yüce vezir olur.
+In chess, pawn moves a head and at the end, it is being a grand vizier.
-Soru da bilgiden doğar, cevap da.
+Both question and answer arise from knowledge.
-İyiler gittiler, onlardan geriye güzel adetler kaldı; kötülerden ise zulüm ve lanetler!
+The good ones go away beautiful rituals were remained from them, but cruelty and damnations were left by bad ones.
-İki çeşit arı da aynı yerden yer fakat birinden bal olur, ötekinden zehir.
+There are two kinds of bee both feed themselves from same flowers, but one produces honey, the other one produces poisson.
-Kötülerin övülmesi arşı titretir!
+Glorifying of evil causes to tremble of the throne!
-Kötülükte bulundun mu kork, emin olma; çünkü yaptığın kötülük bir tohumdur. Allah onu mutlaka yeşertir !
+Don't be sure and afraid from application of evil is created by yourselves it is a kind of germ. So God will absolutely raise it !
-Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.
+Don't pray nully, one who wants to have three plants seed.
-Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.
+When candle ignites the other candle, it can not lose from its fire power.
-Doğruluk, Hz. Musa'nın asası gibidir. Eğrilikse sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.
+Straightness is as Mose's sceptre, but warp is similar to magic of magicman. When the straight appears, it absorbs all warps.
-Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.
+Become as sun in endearment, become as a river in firendship and brotherhood, Become as a darkness in covering the mistakes, Become as a soil in humility, become as a corpse in anger, What ever you are''whether you become as look like, or you sight what you are''
-Seni seveni ara, seni arayanı sev.
+You seek one who loves you; you love one who seeks you.
-İnsanın kanadı gayretidir.
+The wing of human being is effort.
-İnsanların savaşı çocukların kavgasına benzer; hepsi de anlamsız ve saçmadır.
+The war of human beings is same as children fight, all they are meaningles and absurd.
-Allah için hizmette bulun; halkın kabul edip etmemesiyle ne işin var senin !
+Serve for God, you do not interest with all others that whether people accept it or not !
-Koyunun kurttan kaçmasına şaşılmaz; şaşılacak şey koyunun kurda gönül vermesidir.
+It is not surprising that escaping of sheep from wolf; it is surprised that is the love of sheep with wolf.
-Aklın yoksa yandın, ya kalbin yoksa o zaman sen zaten yoksun ki !
+If you don't have mind, your situation is difficult, so if you don't have a heart, then you are already unavailable !
-Ümitsizlik diyarına gitme, ümitler var. Karanlığa varma, güneşler var.
+Don't go to the hopless land while there are hopes, don't go to the darkness, there is sun.
-Testinin içinde ne varsa; dışına o sızar.
+What it is inside of jug, it will go out of jug as it is.
-Aynı dili konuşan değil, aynı duyguları paylaşanşar anlaşabilirler.
+The people who share the same feelings can agree, but not ones who speak the same langauge.
-İşle öğüt veren sözle öğüt verenden iyidir.
+Advising by working is better than advising with speech.
-Yaşadığın dünyaya bak; Yüce Allah, hangi eserinin sevginin kucağında büyütmemiş ? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin ?
+Look at your living world, Lordly God, in which creature of God have not been grew among the armful of love ? Why do you prefer to go there by kicking and slap instead of by fondling and embracing.
-Ayakkabım yok diye üzülüyordum; yolda karşımdan gelen ayaksız bir adamı görene kadar.
+I was worry that I don't have shoes, but I saw a man coming opposite road who do not have his leg.
-Gönlünü vermedikçe gönül bulamazsın.
+If you do not give your spirit, you can not find spirit.
-Kimde bir güzellik varsa, bilsin ki ödünçtür.
+Who one has beatifulness, must be known it is borrowed.
-Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar.
+When crows sing, then nightingales stop their songs.
-Köpeklerin dudakları değdi diye deniz kirlenmez.
+Sea can not be dirty, because the lips of dogs touch the sea water.
-Rüzgar ateş için neyse, uzaklıkta aşk için odur; küçük bir aşkı söndürür, büyük bir aşkı daha da güçlendirir.
+What is the meaning of wind for fire, so distance is same as for love; both deflated little love an increase the big love.
-Gam olmayacak dileklerden meydana gelir.
+Dumps are arouse from unavailable wishes.
-Dostlarınızı sıkça ziyaret ediniz. Çünkü üzerinde yürünmeyen yollar, diken ve çalılarla kaplanır.
+Visit frequently your firends, because, the roads can be covered by throns and shrubs if no walking on these roads.
-Kitap ruhun gıdası, aklın ilacıdır.
+Books is the food of soul and the medicine of mind.
-Hırsızlara ve uğursuz kimselere acımak zayıfları kırıp geçirmektir.
+Feeling pity for thieves and evil people means destroying weak people.
-Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz ? Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz ?
+Any of the commodities, properties, golds and anything can not be owned by anybody, what is your problem on division of these ? neither the life is yours, why you are fighting ?
-Gel de birbirimizin kadrini bilelim, çünkü ansızın öleceğiz, ayrılacağız birbirimizden.
+Let us understand our worth, so we might suddenly die, then we will seperate from each of us.
-Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol.
+Become powerful without force, and become benignat without showing fraility.
-Kitapsız bir ev, ruhsuz bir vücuttur.
+ A house without books, is body without soul.
-Bulutlar ağlamadıkça yeşillikler nasıl güler ? Çocuk ağlamadıkça süt nasıl coşar ?
+How can smile green plant unless crying of clouds ? How can gush the breast milk unless crying of child ?
-Ey akıllılar! Sanatlar elde etmeye bakın bunun için yardımlaşın.
+Oh intelligent one ! Try to get art and aid each other for this.
-Sen zayıfları yardımcısız, kimsesiz sanma; nerede bir zayıf aman dilerse, gökyüzü askerleri birbirine karışırlar.
+Don't think that weak people are without owner and helper; where a weak wants to help the soldiers of sky interwined.
-Kimde aşk endişesi yoksa o kanatsız kalmış bir kuş gibidir. Vah ona !
+Who has no love anxiety, he/she looks like a bird without wind. too bad to him/her!
-Sevgiyle tortular durulur, sevgiyle dertler şifa bulur; sevgiyle ölüler dirilir, sevgiyle padişahlar kul olur.
+The sediment is stopped with love, troubles get well; deaths return life with love, Sultans get slave with love.
-Gel ! Gel ! Ne olursan ol yine gel !
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel !
Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel !
+Come! Come again ! Whoever you are, come !
Heathen, fire worshipper or idolatrous, come !
Come even if you broke your penitence a hundred times,
Ours is the portal of hope, come as you are !
Mawlana Jalal al-Din Rumi
p.s. - I'm sorry for translation because it is not perfect. İ wrote from a Rumi book, sometimes I corrected mistakes. next weeks I'm planning to write here again and more. I'll write from Minisrtry of Culture, their translation is wery well. thank you for you read it, I hope you like it. With Love :)
Kaynak : Doğumunun 800. Yılında Hz. Mevlana'dan Güzel Sözler. Kopyala-yapıştır değil alınteri :)
-Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
+If a person says gracefull words, its base is the listening of listener and understanding of him.
-İki tür insan daima açtır; biri bilimi arayan, diğeri de parayı...
+Two kinds of human are always hungry; one is the science seeker, the other one is money seeker.
-Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.
+A lover among the hundered of people is evident like a luminous moon among the stars.
-Aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı ne de sonu vardır.
+Love is so endless sea; neither there is a beginning of it, nor the end of it.
- Diyelim ki Ali'den Zülfikar sana miras kaldı. Sende Ali kolu ve kalbi yoksa Zülfikar neye yarar ki ?
+Let say that Zulfikar(Ali's sword is a special Y shaped form, a famous sword) was bequeath to you, where is the benefit of Zulfikar, so you don't have Ali's arm and his bravery.(Saint(Hz) Ali is the fourth Khalifa of Muslims, and he has one of the bravest hearts)
-Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider tümden ışık kesilir.
+When a black wood is a partner for fire, the black of wood disappears and it will be a light.
-Satrançta piyon yola çıkar da sonunda yüce vezir olur.
+In chess, pawn moves a head and at the end, it is being a grand vizier.
-Soru da bilgiden doğar, cevap da.
+Both question and answer arise from knowledge.
-İyiler gittiler, onlardan geriye güzel adetler kaldı; kötülerden ise zulüm ve lanetler!
+The good ones go away beautiful rituals were remained from them, but cruelty and damnations were left by bad ones.
-İki çeşit arı da aynı yerden yer fakat birinden bal olur, ötekinden zehir.
+There are two kinds of bee both feed themselves from same flowers, but one produces honey, the other one produces poisson.
-Kötülerin övülmesi arşı titretir!
+Glorifying of evil causes to tremble of the throne!
-Kötülükte bulundun mu kork, emin olma; çünkü yaptığın kötülük bir tohumdur. Allah onu mutlaka yeşertir !
+Don't be sure and afraid from application of evil is created by yourselves it is a kind of germ. So God will absolutely raise it !
-Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.
+Don't pray nully, one who wants to have three plants seed.
-Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.
+When candle ignites the other candle, it can not lose from its fire power.
-Doğruluk, Hz. Musa'nın asası gibidir. Eğrilikse sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.
+Straightness is as Mose's sceptre, but warp is similar to magic of magicman. When the straight appears, it absorbs all warps.
-Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.
+Become as sun in endearment, become as a river in firendship and brotherhood, Become as a darkness in covering the mistakes, Become as a soil in humility, become as a corpse in anger, What ever you are''whether you become as look like, or you sight what you are''
-Seni seveni ara, seni arayanı sev.
+You seek one who loves you; you love one who seeks you.
-İnsanın kanadı gayretidir.
+The wing of human being is effort.
-İnsanların savaşı çocukların kavgasına benzer; hepsi de anlamsız ve saçmadır.
+The war of human beings is same as children fight, all they are meaningles and absurd.
-Allah için hizmette bulun; halkın kabul edip etmemesiyle ne işin var senin !
+Serve for God, you do not interest with all others that whether people accept it or not !
-Koyunun kurttan kaçmasına şaşılmaz; şaşılacak şey koyunun kurda gönül vermesidir.
+It is not surprising that escaping of sheep from wolf; it is surprised that is the love of sheep with wolf.
-Aklın yoksa yandın, ya kalbin yoksa o zaman sen zaten yoksun ki !
+If you don't have mind, your situation is difficult, so if you don't have a heart, then you are already unavailable !
-Ümitsizlik diyarına gitme, ümitler var. Karanlığa varma, güneşler var.
+Don't go to the hopless land while there are hopes, don't go to the darkness, there is sun.
-Testinin içinde ne varsa; dışına o sızar.
+What it is inside of jug, it will go out of jug as it is.
-Aynı dili konuşan değil, aynı duyguları paylaşanşar anlaşabilirler.
+The people who share the same feelings can agree, but not ones who speak the same langauge.
-İşle öğüt veren sözle öğüt verenden iyidir.
+Advising by working is better than advising with speech.
-Yaşadığın dünyaya bak; Yüce Allah, hangi eserinin sevginin kucağında büyütmemiş ? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin ?
+Look at your living world, Lordly God, in which creature of God have not been grew among the armful of love ? Why do you prefer to go there by kicking and slap instead of by fondling and embracing.
-Ayakkabım yok diye üzülüyordum; yolda karşımdan gelen ayaksız bir adamı görene kadar.
+I was worry that I don't have shoes, but I saw a man coming opposite road who do not have his leg.
-Gönlünü vermedikçe gönül bulamazsın.
+If you do not give your spirit, you can not find spirit.
-Kimde bir güzellik varsa, bilsin ki ödünçtür.
+Who one has beatifulness, must be known it is borrowed.
-Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar.
+When crows sing, then nightingales stop their songs.
-Köpeklerin dudakları değdi diye deniz kirlenmez.
+Sea can not be dirty, because the lips of dogs touch the sea water.
-Rüzgar ateş için neyse, uzaklıkta aşk için odur; küçük bir aşkı söndürür, büyük bir aşkı daha da güçlendirir.
+What is the meaning of wind for fire, so distance is same as for love; both deflated little love an increase the big love.
-Gam olmayacak dileklerden meydana gelir.
+Dumps are arouse from unavailable wishes.
-Dostlarınızı sıkça ziyaret ediniz. Çünkü üzerinde yürünmeyen yollar, diken ve çalılarla kaplanır.
+Visit frequently your firends, because, the roads can be covered by throns and shrubs if no walking on these roads.
-Kitap ruhun gıdası, aklın ilacıdır.
+Books is the food of soul and the medicine of mind.
-Hırsızlara ve uğursuz kimselere acımak zayıfları kırıp geçirmektir.
+Feeling pity for thieves and evil people means destroying weak people.
-Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz ? Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz ?
+Any of the commodities, properties, golds and anything can not be owned by anybody, what is your problem on division of these ? neither the life is yours, why you are fighting ?
-Gel de birbirimizin kadrini bilelim, çünkü ansızın öleceğiz, ayrılacağız birbirimizden.
+Let us understand our worth, so we might suddenly die, then we will seperate from each of us.
-Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol.
+Become powerful without force, and become benignat without showing fraility.
-Kitapsız bir ev, ruhsuz bir vücuttur.
+ A house without books, is body without soul.
-Bulutlar ağlamadıkça yeşillikler nasıl güler ? Çocuk ağlamadıkça süt nasıl coşar ?
+How can smile green plant unless crying of clouds ? How can gush the breast milk unless crying of child ?
-Ey akıllılar! Sanatlar elde etmeye bakın bunun için yardımlaşın.
+Oh intelligent one ! Try to get art and aid each other for this.
-Sen zayıfları yardımcısız, kimsesiz sanma; nerede bir zayıf aman dilerse, gökyüzü askerleri birbirine karışırlar.
+Don't think that weak people are without owner and helper; where a weak wants to help the soldiers of sky interwined.
-Kimde aşk endişesi yoksa o kanatsız kalmış bir kuş gibidir. Vah ona !
+Who has no love anxiety, he/she looks like a bird without wind. too bad to him/her!
-Sevgiyle tortular durulur, sevgiyle dertler şifa bulur; sevgiyle ölüler dirilir, sevgiyle padişahlar kul olur.
+The sediment is stopped with love, troubles get well; deaths return life with love, Sultans get slave with love.
-Gel ! Gel ! Ne olursan ol yine gel !
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel !
Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel !
+Come! Come again ! Whoever you are, come !
Heathen, fire worshipper or idolatrous, come !
Come even if you broke your penitence a hundred times,
Ours is the portal of hope, come as you are !
Mawlana Jalal al-Din Rumi
p.s. - I'm sorry for translation because it is not perfect. İ wrote from a Rumi book, sometimes I corrected mistakes. next weeks I'm planning to write here again and more. I'll write from Minisrtry of Culture, their translation is wery well. thank you for you read it, I hope you like it. With Love :)
Kaynak : Doğumunun 800. Yılında Hz. Mevlana'dan Güzel Sözler. Kopyala-yapıştır değil alınteri :)
Potpori gibi oldu ama...
Dipsiz bir boşluğa itilmiş düşüyorken,
En sıcak yaz günlerinde üşüyorken,
Dinlediğin şarkılar kalbine kalbine vururken,
Ve açık yaralarınla bir başına uyurken...
Karanlık, güneşi bile hüzünlü bir şehirde,
Bir yerlerde ışık olmalı, hani nerde ?
Maybe all of we have the light in our hearts.
It will be shined from a stranger or new starts ?
Yılzdıların farkında olmadan olmadan karanlıkta ilerlemek...
Oysa içlerinde özel bir yıldız olabilir farkına varamasakta...
Uzaklık nedir ? iki kilometre ? Okyanus ötesi ? On yıl ?
Peki iki kilometrenden haberdar olmadan okyanus ötesini bilmek ?
A city. Bombed, comquered, destroyed, unlivible...
Can anyone reconstruct there, is it possible ?
Büyürmü yeniden ağaçlar, çiçekler açar mı ?
Şehrin halkı eskisi gibi neşe saçar mı ?
Çöle dönmüş bir kenti yıkamaz kimse tekrar,
Bir kaç çukur daha açar zaten orada çok var...
A hearty smile;
That i have never seen,
Gives me hope...
Deeper eyes;
That i lost in there,
Like saw my fate inside...
Curious ! and well :)
En sıcak yaz günlerinde üşüyorken,
Dinlediğin şarkılar kalbine kalbine vururken,
Ve açık yaralarınla bir başına uyurken...
Karanlık, güneşi bile hüzünlü bir şehirde,
Bir yerlerde ışık olmalı, hani nerde ?
Maybe all of we have the light in our hearts.
It will be shined from a stranger or new starts ?
Yılzdıların farkında olmadan olmadan karanlıkta ilerlemek...
Oysa içlerinde özel bir yıldız olabilir farkına varamasakta...
Uzaklık nedir ? iki kilometre ? Okyanus ötesi ? On yıl ?
Peki iki kilometrenden haberdar olmadan okyanus ötesini bilmek ?
A city. Bombed, comquered, destroyed, unlivible...
Can anyone reconstruct there, is it possible ?
Büyürmü yeniden ağaçlar, çiçekler açar mı ?
Şehrin halkı eskisi gibi neşe saçar mı ?
Çöle dönmüş bir kenti yıkamaz kimse tekrar,
Bir kaç çukur daha açar zaten orada çok var...
A hearty smile;
That i have never seen,
Gives me hope...
Deeper eyes;
That i lost in there,
Like saw my fate inside...
Curious ! and well :)
8 Temmuz 2011 Cuma
Aylar, yıllar sonra,
Yine belki aynı gün.
Sevgilin seni bırakıp giderse,
Eşin yabancı kadınlarla eğlenirse;
Laflarıyla duyarsızca seni üzerse;
Aklına biri yıldırım gibi düşecek.
Sevgi dolu bir prensti o.
Lazım olmasın adı.
Asil duyguları vardı...
Prens belki beyaz atsızdı.
İşini gücünü bıraktı,
Şarktan papatyalar getirdi sana.
Maalesef içten davranmadın ona.
Aşk denizinde prens boğuluyorken,
Sen neler yapıyordun gerçekten ?
Olmasın dilerim hiçbiri bunların,
Layık olsun sana yarınların,
Mutluluk peşini bırakmasın.
Artık prens uzaklarda olacak çünkü...
The Dark Prince
Yine belki aynı gün.
Sevgilin seni bırakıp giderse,
Eşin yabancı kadınlarla eğlenirse;
Laflarıyla duyarsızca seni üzerse;
Aklına biri yıldırım gibi düşecek.
Sevgi dolu bir prensti o.
Lazım olmasın adı.
Asil duyguları vardı...
Prens belki beyaz atsızdı.
İşini gücünü bıraktı,
Şarktan papatyalar getirdi sana.
Maalesef içten davranmadın ona.
Aşk denizinde prens boğuluyorken,
Sen neler yapıyordun gerçekten ?
Olmasın dilerim hiçbiri bunların,
Layık olsun sana yarınların,
Mutluluk peşini bırakmasın.
Artık prens uzaklarda olacak çünkü...
The Dark Prince
3 Temmuz 2011 Pazar
İşte o zaman
Sözcükler Yüreğin hissettiğini öldürebiliyor,
Kalbin bildiklerini reddedebiliyorsa,
O zaman sağır ve dilsiz yapın beni,
Yapın ki, bileyim neyin gerçek olduğunu.
Gözler öyle zalim oyunlar oynayabiliyor,
Böylesine kandırabiliyorsa eğer,
O zaman kör edin her ikisini de,
Edin ki öğreneyim görmeyi.
Duygular hiç habersiz değişebiliyor,
Dönüşüp, dağılıp kaybolabiliyorsa,
O zaman öldürün beni tek bir darbeyler,
Öldürün ki korku duymayayım...
Kalbin bildiklerini reddedebiliyorsa,
O zaman sağır ve dilsiz yapın beni,
Yapın ki, bileyim neyin gerçek olduğunu.
Gözler öyle zalim oyunlar oynayabiliyor,
Böylesine kandırabiliyorsa eğer,
O zaman kör edin her ikisini de,
Edin ki öğreneyim görmeyi.
Duygular hiç habersiz değişebiliyor,
Dönüşüp, dağılıp kaybolabiliyorsa,
O zaman öldürün beni tek bir darbeyler,
Öldürün ki korku duymayayım...
Bir yaz günü hiç bu kadar üşüdün mü ?
14 haziran 2011. Yine yatağıma girememiş üstünde 10 dakika dinleneyim diye uyuyakalmışım. Her zamanki gibi çok erken kalkıyorum, etrafta kimse yok. Koca bir şehir uyuyor. Odama bakıyorum, masamın üstünde boş fincan ve bardaklar, açık kalmış bir bilgisayar ve üstü karalanmış kağıtlar tozlanmış masamın üstünde beni bekliyor. Uyuyakaldığım için üstümü değiştirmeme gerek yok. Dışarı çıkıyorum. Kapalı ve ılık bir hava var. Çam ağaçlarıyla çevrili bir yoldayım, bahçeler bomboş. Kafama çok ufak damlalar halinde tatlı bir yağmur çiseltisi iniyor, serinliyorum. Tam o sırada önü açık ceketimin içinde huzur veren bir rüzgar giriyor ve bedenimi sarıyor. Hafif ama gövdemi sarmalayan bir rüzgar. O anda dünyada değilim, sanki bir film sahnesinde yürüyorum. Çünkü gerçek dünya bu kadar güzel olamaz, çünkü hiçbirşey bugüne kadar mükemmel olmadı, ama ama o an herşey gerçekten mükemmeldi. Acaba rüyadamıyım ? ‘’Sen hiç gerçek sandığın bir rüya gördün mü ? Peki hiç uyanmasıydın rüya olduğunu nasıl anlayabilirdin’’ aklıma bunlar geliyor. Anayola çıkınca rüya bitiyor çünkü araçlar görüyorum, motor sesleri duyuyorum, rüzgarım, yağmurum ve dostum olan kuşların sesleri yerini kurgusal materyalizme bırakıyor. Cebimden Camel’ımı çıkarıp ciğerlerimi lezzetiyle dolduruyorum.. Kaç aydır tamamen kendime uzun süreli vakit ayıramadığım geliyor aklıma ama az kaldığını hissediyorum, bir haftaya kadar herşeyin sona ereceğini umuyorum. Ve bir müddet sonra eylüle kadar tekrardan faydası ve gerekliliği tartışılacak şeylerle uğraşacağımı biliyorum. Ama eylül gelince herşeyden uzaklaşacağım. Bu sefer bir görev dahilinde olmayacak, tüm bağlarımı keseceğim yirmi gün için de olsa. Uzak, çok uzak biryerleri özlüyorum, görmediğim yerleri ve hiç tanımadığım insanları...
Aslında 1 ocakta değilde sonbaharda bir seneyi geride bırakırız. Ve her sonun kaderinde olduğu gibi yeni bir başlangıç karşılar bizi... Yine öyle olacak... Herşeye rağmen yaşamayı seviyorum. Kaybederken bile kazanıyor olduğunu bilmenin ironisi güven veriyor bana. Sigaramdan son nefesleri çekerken başladığım yere geri dönüyorum, Odamda işlenmesi gereken bir sürü veri var, beni bekliyorlar. Hepimiz ilerleriz, zaman ilerler, sürekli mesafe katetmeye çalışırız ama her zaman başladığımız yere döneriz. Hepimizin yolu çember gibi mi yoksa hareket ettiğimizi zannederken yerimizde mi sayıyoruz ? Sağ kulağım çınlamaya başlıyor, Küçük Prens düşündüklerimi duymuş sanki, gezegeninden gülümseyerek beni izliyor ve çiçeğine beni anlatıyor olmalı.
Aşk üzerine 2...
Zihinlerimizi 'aşk' kadar meşgul eden başka bir konu herhalde yoktur. Aşk yalnızca mutluluk ve sinin değil, acının ve dökülen ter ve gözyaşlarının da kaynağıdır. Aşk varlığımıza renk, tat ve anlam katar ama tanımı yine de çok zordur. Herbirimizin dilinin ucundadır; gel gör ki sözcüklere dökülmesi hiçte kolay değildir.
Çoğumuz yaşamımızın belirli bir noktasında aşkın oklarını yüreğimizde hissederiz. oklar hedefe saplandığı zaman; yaş, inanç, ırk vb... ne olursa olsun, dokunduğu herkese tutku, mutluluk ve acı getirir:Gerçek aşk ayrım yapmaz...
Aşk tarifi en zor, en gizemli ve yaşayabileceğimiz en güçlü duygu. Coşku veya keder, cennet veya cehennem, ilaç veya zehir olabilir. Hiç kimsenin ulaşamadığı yüksekliklerden süzülmemize ya da akıl sır ermez derinlikliklere batmamıza neden olabilir. Yaşama sebep olmuş ya da yıkmış, savaşları kışkırtmış ve imparatorlukları birleştirmiş. Aşk edebiyatta ve güzel sanatlarda vaşyapıtlara ilham kaynağı olmuştur.
Aşk insan doğasındaki en kötüyü ve en iyiyi ortaya çıkarır. Bu çelişki aşkın özüdür. Aşkı bu kadar elle tutulmaz ve zor tanımlanabilir yapan şeyde budur. Aşkın doğasını ifade etmeye adanmış sonsuz sayıdaki sözcüğe rağmen, aşk asla tam olarak kavranamayan ''o tuhaf şey'' olmaya devam edecek. Aşkın güzelliği, gücü ve gizemi belki de buradan kaynaklanıyor. Aşkın tanımı, aşık olmuş kişi sayısı kadar çoktur. / Diana Issidorides
Yüreğim neredeyse beynimde oradadır. / Robert Browning
Seven ilk bakışta sever. / William Shakespeare
Kalbin, mantığın anlamadığı kendine özgü bir mantığı vardır. / Blaise Pascal
Aşk herşeyin üstesinden gelir / Vergilius
Aşk daha yoğundur unutmaktan,
Hatırlamaktan daha hafif.
Daha nadirdir sudaki nemden,
Düş kırıklığından sık daha... / E.E. Cummings
Aşk daha yoğundur unutmaktan,
Hatırlamaktan daha hafif.
Daha nadirdir sudaki nemden,
Düş kırıklığından sık daha... / E.E. Cummings
6 Mayıs 2011 Cuma
Kürk Mantolu Madonna
Yine yakın zamanda okuduğum bir kitap (12 saat önce:D) ve yine fazla yorum yapmaya gerek görmüyorum, okuyarak anlaşılmalı. Kendi adıma bana çok şeyler öğretmesinin dışında gerçek sanatın ideolojiler üstü olduğunu da gösterdi. Ve ben bu kitapta kendimi, çevremi, seni, herkesi yani insanı gördüm. Bu kitap kesinlikle Türk edebiyatında en üst sıralarda bulunmukta..
Kitaptan bazı etkileyici sözler:
- Dibinde ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.
- İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve yetkilerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır ?
- Gerçi etrafları tarafından anlaşılamayan, haklarında daima yanlış hükümler verilen insanların zamanla bu yalnızlıklarından bir gurur ve acı bir zevk duymaya başladıklarını biliyordum.
- Ara sıra olur... Gece vakti yanlız başıma dolaşmak isterim.
-Onun yaşadığı yerde yaşamak onun gibi yaşamak değildir.
- İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
- Zaten çevremden uzak duruşumun, yabancılığımın bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları çevremde bulamayışım değil miydi ?
- Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.
- Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin özellikleri hakkında söz söylemekten kaçındığımız halde ilk defa rastgeldiğimiz bir insan hakkında son kararımızı verip rahatlıkla öteye geçiyoruz ?
- ''Fakat benim için bundan sonra eski uykuya dönmek imkanı yoktu. Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve beilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu arayacaktım. Ve onu bulamayacağımı şimdiden biliyordum. Fakat aramamak elimde olmayacaktı. Beni, bütün ömrümce bir meçhulü mevcut olmayan birşeyi aramaya mahkum ediyordu. Bunu yapmamalıydım, yapmalıydı...''
- Ona hakikaten dargın değildim, asla kızmıyordum, sadece olayın etkisi altında kalmıştım, üzgündüm. ''Bunun böyle olmaması gerekirdi'' diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu. hakkı vardı. Bütün hatıralarımı toplayarak bir hüküm vermek istediğim zaman, kadınların hiçbir zaman aşık olamayacakları neticesine varıyordum. Kadın sevebileceği zaman sevmiyor ancak gerçekleştiremediği arzularına üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve tüm bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu...
- Hayat ancak bir kere oynana kumardır. Ben onu kaybettim, ikince defa oynayamam...
Son olarak Kürk Mantolu Madonna'nın esinlenildiği porte:
Andrea del Sarto's Detail of Madonna delle Arpie
Kitaptan bazı etkileyici sözler:
- Dibinde ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.
- İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve yetkilerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır ?
- Gerçi etrafları tarafından anlaşılamayan, haklarında daima yanlış hükümler verilen insanların zamanla bu yalnızlıklarından bir gurur ve acı bir zevk duymaya başladıklarını biliyordum.
- Ara sıra olur... Gece vakti yanlız başıma dolaşmak isterim.
-Onun yaşadığı yerde yaşamak onun gibi yaşamak değildir.
- İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
- Zaten çevremden uzak duruşumun, yabancılığımın bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları çevremde bulamayışım değil miydi ?
- Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.
- Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin özellikleri hakkında söz söylemekten kaçındığımız halde ilk defa rastgeldiğimiz bir insan hakkında son kararımızı verip rahatlıkla öteye geçiyoruz ?
- ''Fakat benim için bundan sonra eski uykuya dönmek imkanı yoktu. Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve beilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu arayacaktım. Ve onu bulamayacağımı şimdiden biliyordum. Fakat aramamak elimde olmayacaktı. Beni, bütün ömrümce bir meçhulü mevcut olmayan birşeyi aramaya mahkum ediyordu. Bunu yapmamalıydım, yapmalıydı...''
- Ona hakikaten dargın değildim, asla kızmıyordum, sadece olayın etkisi altında kalmıştım, üzgündüm. ''Bunun böyle olmaması gerekirdi'' diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu. hakkı vardı. Bütün hatıralarımı toplayarak bir hüküm vermek istediğim zaman, kadınların hiçbir zaman aşık olamayacakları neticesine varıyordum. Kadın sevebileceği zaman sevmiyor ancak gerçekleştiremediği arzularına üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve tüm bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu...
- Hayat ancak bir kere oynana kumardır. Ben onu kaybettim, ikince defa oynayamam...
Son olarak Kürk Mantolu Madonna'nın esinlenildiği porte:
Andrea del Sarto's Detail of Madonna delle Arpie
Kıtab-ı Aşk
Uzun bir aradan sonra blogspota erişim yasağının kalkmasıyla beraber ilk yazıyı son dönemlerde okuduğum İskender Pala'dan ''Kitabı- Aşk'' isimli eserden sözlerle yazacağım. Elimde olsa tüm kitabı yazmak isterdim, buraya ne koyacağımı seçmekte gerçekten çok zorlandım çünkü hepsi çok içten yazılmış harikulade sayfalardı...
İşte onlardan bazıları :
-Bugünün 2. ve 3. dünya ülkelerinde nice insanlar kendilerindeki yetenekleri keşfedemeden ömürlerini tüketirler. Hiçbir enstürmanla karşılaşmayan sayısız müzisyen, hiçbir spor kompleksine yolu uğramayan yığınla sporcu, hiç tuval karşısına geçmeyen nice ressam, maalesef içlerindeki yetenekleri bilmeden yaşarlar ve ölürler...
-Ne beyan-ı hale cüret, ne figana takatim var
Ne reca-yı vusla gayret, ne firaka takatim var
- Hani Leyla'ya sormuşlar ''Sen mi daha büyük aşıksın, yoksa Mecnun mu ?'' diye. ''Elbette ben daha büyük aşığım!'' diye cevap vermiş. ''Çünkü ben aşkımı kimseye söylemedim! O ise bir dağ delisi gibi davrandı, sevgimizi dillere düşürdü...''
- Oysa gelenek güzel üzerine bina olunur, kültür güzellikle beka bulurdu...
- Çünkü dünya öyle bir gölgedir ki kişi ona arkasını dönünce peşinden gelir de, kişi onun peşine düşünce hep önünden kaçar.
- Gönüldendir şikayet kimseden feryadımız yoktur.
- Sevmenin tabakaları muhabbet, aşk ve dert olmak üzere 3 derecedir.
=Muhabbet odur ki, mahbubeyi görürse memnundur, görmezse kaydında değildir.
=Aşk odur ki, mahbubeyi görürse memnundur, görmezse mahzundur.
=Dert odur ki mahbubeyi görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur...
- ''Belki o da bakıyordur diye aya bakıyor ve bundan mutluluk duyuyordu''
- ''Galiba mumlar gibi kendi gözyaşlarının denizinde boğulana kadar sürecek bu yangın''
- Sanman ki taleb-i devlet-i cah etmeğe geldik
Biz aleme bir yar için ah etmeğe geldik
- Ezel Allahın daha hiçbirşeyi yaratmadan önce ruhları yaratıp da onların toplandığı meclis anlamında gelmektedir.
"Allah, dünyada hiçbir şey yok iken, hatta dünya yok iken ruhlar âlemini yarattı. orada bütün ruhları bir araya toplayıp sordu: “elestü bi-rabbikum?” yani, “ben sizin rabbiniz değil miyim?” ruhlarımız bu soru karşısında “kâlû: belâ!” yani “dediler ki; -evet (şüphesiz sen bizim rabbimizsin)”.(araf 171-172)
Ezel bezmi öyle bir meclis idi ki, orada yan yana olanlar, yakın olanlar, birbirlerini görenler, birbirleriyle konuşanlar; bu dünyaya da geldiklerinde birbirleriyle konuşurlar, bu dünyaya da geldiklerinde de birbirleriyle yanyana ve yakın olur, buluşur veya konuşurlar. İnsanlar arasındaki çağ farkları, uzaklık ve yakınlıklar ile biganelik ve aşinalığın temeli işte o ezel gününe dayanır. Bu durumda dünya, ezelde kader olarak yazılanın vuku bulduğu(kaza) bir duraktır. Bu durakta aşkın ve aşığın nasibi de ezel günündeki durumuyla bağlantılı olarak bu dünyada görünürlük ve yaşanırlık kazanır. ( sana ezelden hastayım da buradan gelir )
İşte onlardan bazıları :
-Bugünün 2. ve 3. dünya ülkelerinde nice insanlar kendilerindeki yetenekleri keşfedemeden ömürlerini tüketirler. Hiçbir enstürmanla karşılaşmayan sayısız müzisyen, hiçbir spor kompleksine yolu uğramayan yığınla sporcu, hiç tuval karşısına geçmeyen nice ressam, maalesef içlerindeki yetenekleri bilmeden yaşarlar ve ölürler...
-Ne beyan-ı hale cüret, ne figana takatim var
Ne reca-yı vusla gayret, ne firaka takatim var
- Hani Leyla'ya sormuşlar ''Sen mi daha büyük aşıksın, yoksa Mecnun mu ?'' diye. ''Elbette ben daha büyük aşığım!'' diye cevap vermiş. ''Çünkü ben aşkımı kimseye söylemedim! O ise bir dağ delisi gibi davrandı, sevgimizi dillere düşürdü...''
- Oysa gelenek güzel üzerine bina olunur, kültür güzellikle beka bulurdu...
- Çünkü dünya öyle bir gölgedir ki kişi ona arkasını dönünce peşinden gelir de, kişi onun peşine düşünce hep önünden kaçar.
- Gönüldendir şikayet kimseden feryadımız yoktur.
- Sevmenin tabakaları muhabbet, aşk ve dert olmak üzere 3 derecedir.
=Muhabbet odur ki, mahbubeyi görürse memnundur, görmezse kaydında değildir.
=Aşk odur ki, mahbubeyi görürse memnundur, görmezse mahzundur.
=Dert odur ki mahbubeyi görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur...
- ''Belki o da bakıyordur diye aya bakıyor ve bundan mutluluk duyuyordu''
- ''Galiba mumlar gibi kendi gözyaşlarının denizinde boğulana kadar sürecek bu yangın''
- Sanman ki taleb-i devlet-i cah etmeğe geldik
Biz aleme bir yar için ah etmeğe geldik
- Ezel Allahın daha hiçbirşeyi yaratmadan önce ruhları yaratıp da onların toplandığı meclis anlamında gelmektedir.
"Allah, dünyada hiçbir şey yok iken, hatta dünya yok iken ruhlar âlemini yarattı. orada bütün ruhları bir araya toplayıp sordu: “elestü bi-rabbikum?” yani, “ben sizin rabbiniz değil miyim?” ruhlarımız bu soru karşısında “kâlû: belâ!” yani “dediler ki; -evet (şüphesiz sen bizim rabbimizsin)”.(araf 171-172)
Ezel bezmi öyle bir meclis idi ki, orada yan yana olanlar, yakın olanlar, birbirlerini görenler, birbirleriyle konuşanlar; bu dünyaya da geldiklerinde birbirleriyle konuşurlar, bu dünyaya da geldiklerinde de birbirleriyle yanyana ve yakın olur, buluşur veya konuşurlar. İnsanlar arasındaki çağ farkları, uzaklık ve yakınlıklar ile biganelik ve aşinalığın temeli işte o ezel gününe dayanır. Bu durumda dünya, ezelde kader olarak yazılanın vuku bulduğu(kaza) bir duraktır. Bu durakta aşkın ve aşığın nasibi de ezel günündeki durumuyla bağlantılı olarak bu dünyada görünürlük ve yaşanırlık kazanır. ( sana ezelden hastayım da buradan gelir )
20 Şubat 2011 Pazar
Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister. Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.
Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.
Koca Sinan ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.
Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.
Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte, aşka adanmış iki eser.
Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin. Ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.
Göreceğiniz manzaraysa şudur mirim:
Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar! Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır ....
Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.
Koca Sinan ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.
Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.
Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte, aşka adanmış iki eser.
Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin. Ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.
Göreceğiniz manzaraysa şudur mirim:
Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar! Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır ....
6 Şubat 2011 Pazar
Aşk üzerine...
-Belki çok güzel bir zekaya sahip olmak hoş bir şeydir ama daha büyük bir hediye, güzel bir kalbi keşfetmektir.
-Aptal gibi gözükmeye razı değilsen, aşık olmayı hak etmiyorsun demektir.
-Aşk asla gizli kalmamalı. Aşk kadar karmaşık bir şeyi içinde saklarsan hasta olabilirsin...
-Ona aşığım , çünkü bana ihtiyacı yok.
-Aşk, basit bir tartışma yolu değildir. Yıkım kapısıdır. Aşka adım atmazsın, içine düşersin. Tepeden tırnağa...
-Kimse seni benim sevdiğim kadar sevemeyecek,bunu biliyorsun. Peki söyle, neden aşk yeterli değildir?
-Sen hiç kalp gördün mü? Kalp, üzeri kanla kaplı yumruk gibidir...
-Sabah uyanıyorum ve hala yapmak istediğim ilk şey yüzünü görmek...
-Hiç kapıldın mı o hisse, gitmek istersin hani, ama aynı zamanda da kalmak gelir içinden...
--Hayat nefes aldığımız anların toplamından değil, nefesimizi kesen anların toplamından oluşur.
-Bazen keşke tanışmamış olsaydık diyorum.Çünkü tanışmasaydık, geceleri dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim...
-Aptal gibi gözükmeye razı değilsen, aşık olmayı hak etmiyorsun demektir.
-Aşk asla gizli kalmamalı. Aşk kadar karmaşık bir şeyi içinde saklarsan hasta olabilirsin...
-Ona aşığım , çünkü bana ihtiyacı yok.
-Aşk, basit bir tartışma yolu değildir. Yıkım kapısıdır. Aşka adım atmazsın, içine düşersin. Tepeden tırnağa...
-Kimse seni benim sevdiğim kadar sevemeyecek,bunu biliyorsun. Peki söyle, neden aşk yeterli değildir?
-Sen hiç kalp gördün mü? Kalp, üzeri kanla kaplı yumruk gibidir...
-Sabah uyanıyorum ve hala yapmak istediğim ilk şey yüzünü görmek...
-Hiç kapıldın mı o hisse, gitmek istersin hani, ama aynı zamanda da kalmak gelir içinden...
--Hayat nefes aldığımız anların toplamından değil, nefesimizi kesen anların toplamından oluşur.
-Bazen keşke tanışmamış olsaydık diyorum.Çünkü tanışmasaydık, geceleri dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim...
çok ilginç tarihi bir olgu !!!
Medusa Hakkında, Bugüne Kadar Ortaya Çıkmamış, Tarihi Öneme Haiz Bir Belge İle Yine Bilinmeyenleri Açıklıyoruz.
Medusa İle İlgili Olarak; Rivayetler, Mistik Hikâyeler, İnançlar vs. Birbirinden Farklı Birçok Anlatım Günümüze Kadar Ulaşmıştır.Ayrıca Medusa Hakkında Bugüne Kadar Pek Çok Efsane Anlatılmıştır…Medusa, Bir Kadındır. Saç Örgüleri Yılan Şeklindedir. Baktığı İnsanı ‘Taş’ Eder vs. Gibi Rivayetleri Burada Uzun Uzun Anlatmayacağım.2010 Yılının İlk Yarısında Medusa Karakterine, ‘Titanların Savaşı’ Filminde Rastladık. Filmin Afişine Baktığımızda; Kafası Kesilmiş Halde Bulunan Medusa’nın Saçları Yılanlı Haliyle Başta Büyük Şehirlerimiz Olmak Üzere Her Yerde Bilboardlara Asıldı.
Medusa İle İlgili Olarak Bizim Tarihimizde De Çok Az Bilgi Vardır: Kime Sorsanız, ‘İstanbul Sultanahmet’te, Yerebatan Sarnıcı’nda Medusa’nın Mezarı/Heykelleri Var’ Diyeceklerdir. Dev Mermer Sütunlar, Birkaç Mermer Sütün Üzerinde Medusa’nın Kabartma Taş Üzerine İşlenmiş Yüzü Ve Saçları Yılanlı Hali Ve Buna Benzer Figürler… Bunlara Ek Olarak Medusa İle İlgili Bilgiler, Yerebatan Sarnıcı Tanıtım Kitapçığında Yer Almaktadır.
Anlatılanlar Ne Kadar Doğru Ne Kadar Yanlış, Bilemeyiz…‘Tarih Belge İle Yapılır.’ Diyenlere Şimdi Bazı Belgeler Göstereceğiz.Tarihin Tozlu Sayfalarını Arayalım:Sırdaş’tan Medusa İle İlgili Öyle Bir Belge Ve Bilgi Çıkmıştır Ki, Bu Konuda Bilinen Bütün Ezberleri Bozmuştur.
Şimdi Konuyu Sırdaş’ın Kayıtlarından İzleyelim:Yıl 1456. Fatih Sultan Mehmet’in Huzuruna, Venedik’ten, İtalyan Asıllı Bir Heyet Gelir. Sultan’a Sunmak Üzere, Birçok Değerli Hediyeler Vardır Yanlarında. Araya Hatırlı Kişileri, Elçileri Aracı Yaparak, Fatih Sultan Mehmet İle Israrla Görüşme Talep Ederler.Padişah, Gelen Bu Heyeti, Onca Rica Ve Minnete Rağmen Huzuruna Kabul Etmez. Elçilerle Görüşmesi İçin Vezir-İ Azam’ı Görevlendirir. Venedik’ten Gelen Bu Heyet, Çaresiz, Vezir-İ Azam İle Görüşürler.Görüşmenin Konusu: "Sultanahmet’te Bulunan Yerebatan Sarnıcı Ve İçinde Bulunan Hazine" İle İlgilidir. Görüşmenin Konusu Oldukça İlgi Çekicidir. Hazineden Bahseden Heyet, Vezir-İ Azam’a Hazinenin Yerini Söylemez… Hazinenin Yerini Söylemek İçin Şu Şartı Öne Sürerler: “Hazinenin Yerini, Sadece Padişah’a” Söyleyeceklerdir. Bunun İçin, Tekrar Padişah’tan Görüşme Talebinde Bulunurlar.
Vezir-İ Azam, Heyet İle Aralarında Geçen Konuşmaları Padişah’a Aktarır.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın Siyasi Dehası Bilinmektedir. ‘Bu İşin İçinde Bir İş Olabilir,’ Diyerek Heyetten Bir Temsilci İle Görüşmeyi Kabul Eder. Belirlenen Tarihte, Seçilen Temsilci, Fatih’in Huzuruna Çıkar Ve Şunları Anlatır:
‘Yerebatan Sarnıcı Diye Bilinen Mekânın İçersinde Bir Hazine Vardır. Hazine Denilen Şey; Altın, Gümüş, Mücevher Gibi Maddi Değeri Olan Şeyler Değildir. Hazine, Özel Yapılmış Bir Lahit Ve Lahdin İçindeki Cesettir.’
Bu Lahit Ve İçindeki Ceset, Venedikli Elçiye Göre, ‘Hazine Değerindedir.’ Cesedin İse ‘Medusa’ Diye Adlandırılan Efsanevî Kişiye Ait Olduğu Belirtilir. Bu Ceset, Mumyalanmış Haldedir, Medusa Diye Tabir Edilen Saçları Yılanbaşı İle Yaratığı Andıran Bir Şekildedir.
Fatih Sultan Mehmet Han’dan Talepleri İse; ‘Kendileri İçin Çok Önemli Olan Bu Lahdi Ve İçindeki Cesedi’ Gelen Bu Heyete Vermeleridir. Bu Lahdin Ve İçindeki Cesedin Kendilerine Verilmesi Karşılığında Da, Fatih’e Birçok Şey Önerdikleri Bilinmektedir.
Sırdaş’a Kadar İntikal Eden Bu Bilgiler Arasında, Bir De Şunlar Da Vardır: ‘Venedik’ten Gelen Elçilerin Hıristiyanlarla Bir Alakası Olmadığı, Gizemli, Paganist Bir Tarikatın Üyeleri Olduğu’ Bilgisi De Vardır.
Bundan Sonrası Hakkında Pek Bir Bilgi Bulunmamaktadır…
Fatih Sultan Mehmet’in bu Lahdin, Çıkarılıp Çıkarılmamasına İzin Verip Vermediği İle İlgili Sır Bilgiler Abdülhamid Han’a Kadar Ulaşır. Abdülhamid Han, Bu Eksik Kayıtları Büyük Bir İlgi İle Takip Eder Ve İşin Ehillerine De Konuyu İncelettirir.
Abdülhamid Han’ın Bu İşle İlgilenerek Takip Etmesi, Medusa İle İlgili Olarak, Tarihi Yanlışların Önüne Geçilmesini Sağlamıştır. Sultan’ın Uzak Görüşlülüğü Sayesinde, Maksatlı Olarak Çarpıtılan Bazı Bilgilerin, Doğru Bir Şekilde Günümüze Kadar Ulaşması Temin Edilmiştir. Sultan, Sırdaş’a Da Öyle Bir Delil Koyar Ki, İşte İlk Defa Türk Ve Dünya Tarihine Katkı Olacak Bu Tarihi Belgeyi Sizlere Sunacağız.
Sultan Abdülhamid Han’ın, Gizemli Olaylara, Sırlı Hikâyelere Olan İlgisi Bilinmektedir. Sherlock Holmes’in Hikâyelerini, İngilizceden Osmanlıcaya Çevirttiği, Okuduğu Ve Kütüphanesine Koyduğu Yine Homeros’un, İlyada Ve Odysseia İsimli Eserlerini De Aynı Şekilde Çevirtip, Okuduğu Bilinmektedir.
Abdülhamid Han’nın, Medusa İle İlgilenmesinin Sebebi, Sırdaş'taki Kayıtlardan Hariç; Sultan’a, Bu Konu İle İlgili Olarak Yine Birkaç Elçinin Geldiği, Vezirlerine, Yerebatan Sarnıcı’ndaki Hazine İle İlgili Bir Şeyler Fısıldadıkları, Bu Konuya Olan İlgisini Daha Da Arttırmıştır.Abdülhamid Han, Devlet-i Âliye’nin Bunca İşi Arasında, Bu Konuyu Da İhmal Etmemiş, Görevlendirdiği Birkaç Kişi İle Bu Konunun İyice Araştırılmasını Sağlamıştır.
Medusa İle İlgili Olarak Gelen Heyetle, Sultan’ın Vazife Verdiği Görevliler Temasa Geçmiş, Edinilen Bilgiler Padişah’a Rapor Edilmiştir.Araştırma Neticesinde, Gelen Kişilerin Kimlikleri Ve Ait Oldukları Teşkilatı (Muhtemelen İlluminati Tarzı Bir Örgüt) Öğrenen Sultan Abdülhamid Han, Bu Heyetin Taleplerini Geri Çevirmiş Ve Heyetten Aktarılan Bilgiler Doğrultusunda Da Bu Lahdi Çıkarmaya Karar Vermiştir. (Arada Yine Birçok Olay Olmuştur Ki, Biz Bu Kısımları Şimdilik Geçiyoruz.)
Abdülhamid Han’ın Görevlendirdiği Bir Heyet, Derviş’in Emri Altında 'Medusa' İle İlgili Çalışmaya Başlamış, Bu Ekibe Yıldız İstihbaratı’nın En Seçkin Üyeleri De Eşlik Etmiştir.
Uzun Uğraşlar Sonucunda, Yerebatan Sarnıcı’nın -Bugün Kapanan Dehlizlerinde- Söz Konusu Lahit Bulunmuştur.Burada Kısa Bir Not Yazmakta Fayda Var: Bugünkü Yerebatan Sarnıcı Birçok Dehlizlere Sahiptir. Bir Ucu Haliç’e, Bir Ucu Ayasofya’ya Hatta “Binbirdirek Sarnıcı” İle Bağlantılı Olduğu Bilinmektedir.Günümüze gelene Kadar, Dehlizlere Duvarlar Çekilmiş, Ağızları Kapatılmış, Birçok Sırrı Da Örtülmüştür.
Hatırlanacağı Gibi Geçtiğimiz Günlerde; “Ayasofya’nın Sırrı Ortaya Çıktı” Diye Büyük Bir Hengâme Kopmuş Ve Bu Olay Medyada Geniş Yankı Bulmuştu. (http://www.hurriyet.com.tr/pazar/12196331.asp) Bu Dehlizlerden Birine Girilmiş Ve Çekimler Yapılmıştı. Bir Grup Arkeolog Ve Bilim Adamı Eşliğinde Yapılan Bu Çalışmalar Neticesinde, Ayasofya’nın 150-200 Metre Altındaki Derinliklerde Su Kuyularının Bulunduğu, İngilizlerin İstanbul’u İşgal Ettikleri Dönemde, İngiliz Askerlerinin Bu Kuyulara Girip Öldükleri Anlaşılmıştır. Ölen Askerlerin Eşyaları Da Teşhir Edilmiştir.
Yapılan Bu Çalışmalar Neticesinde, Dehlizlerin Nerelere Kadar Gittiği Bilinmiyor, Bu Konuda Yapılan Çalışmalar Ne Aşamada Bilmiyoruz. Acaba Yapılan Bu Çalışmaların Medusa’nın Lahdi İle İlgisi Var Mı, Bilmiyoruz…Yine Geçtiğimiz Günlerde, İstanbul’un Röntgeni Çekilmiştir. Bu Çekimler Neticesinde, Bugünkü Çemberlitaş’ın Alt Kısımlarında, Yerebatan Sarnıcı Gibi Bir Yapının Olduğu Tespit Edilmiştir. Sarnıcın Korunması İle İlgili Medyada Son Zamanlarda Birçok Haber Çıkmaktadır.
(http://www.haber7.com/haber/20100726/Yerebatan-Sarnici-her-an-cokebilir.php) Sarnıcı Korumak İçin Üzerindeki Bazı Yerlerin Kapatılacağı Söylenmektedir. Bu Konuyla İlgili Olarak Dünya Bankası’nın Da Finans Ayırdığı Bilinmektedir. Acaba Bu Bölgeye Olan İlgi Nedendir?
Biz Yine Konumuza Dönelim:
Abdülhamid Han’ın Araştırmaları Netice Vermiş Ve Lahit Bulunmuştu. Abdülhamid Han Lahdi Bizzat Yerinde Görmüş, Tonlarca Ağırlıktaki Bu Lahdin Kapağı İndirilmiş, Lahdin İçinde Görenleri Dehşete Düşüren Bir Yaratık Görülmüştür.İnsan Başına Benzeyen, Kıvrımlı Kıvrımlı Dev Bir Yılan Gibi, Mumyalanmış, Ancak Bozulmaya Başlamış Bu Yaratığı, Orada Bulunan Çok Az Kişi Görmüş Ve Onu Görenler Hayretler İçerisinde Kalmışlardır.Abdülhamid Han, Bir Fermanla, Lahdin Derhal Korunmaya Alınmasını, Görülen Bu Lahdin Ve İçindeki Yaratığın Kimseye Anlatılmamasını Emretmiştir.
Abdülhamid Han, Bu Konuyla İlgili Olarak, Ne Yapacaklarına Dair İstişare Etmek İçin, Derin Ehl-İ Ulema Ve Gönül Gözü Açık Kişilerle Çok Gizli Bir Toplantı Yapmıştır. Yapılan Bu Toplantı Neticesinde; Ortaya Bir Çok Görüş Atılmasına Rağmen, Şu Görüş Ağırlık Kazanmıştır: Lahit Ve İçindeki Cesed, Halkta Çeşitli Fitnelere Sebep Olunmaması İçin Gizlenecektir.
Ancak Abdülhamid Han, Derviş Ve Sırdaş’ın Bu Konuyla Alakalı Bir Tereddütleri Vardır: Bu Lahdi Tekrar Saklarlarsa, Bu Lahdin Sırrını Bilen Şer Güçler, Ona Büyük Önem Atfedenler, Bu Lahdin Yerini Tekrar Öğrenebilirler mi?
Ertesi Sabah Ayrı Bir Heyetle Konuyu İstişare Eden Sultan Abdülhamid Han, Yine Zekice Bir Karar Vermiştir:
Lahit, Gün Işığına Çıkarılacak Ancak İçindeki Ceset/Yaratık Gizlenecektir.
Abdülhamid Han, Bu Cesedin Neye Ait Olduğunu Merak Etmiş Ve Öğrenmek İstemişti. Bu Ceset, Neye Ait Olabilirdi? Bunun İçin Yurt Dışından Ünlü Bir Biyolog Bilim Adamı Getirildi. Cesedi, Bu Bilim Adamına Gösterdiler. Cesedi Gören Bilim Adamı, Dehşete Düştü.
Getirilen Bu Bilim Adamı, İncelemesinin Neticesini Padişaha Sundu. Raporda Şu İbareler Oldukça Dikkat Çekiciydi: ‘Bu Bozulmaya Başlamış Olan, Dev Görünümlü, İnsan Başına Benzeyen, Yılan Gibi Kıvrılmış Bu Yaratık, Muhtemelen Dinozor Çağından Kalan Dev Bir Yılan Veya Dinozora Benzeyen Bir Yaratık…’
Bozulmaya Başlamış Olan Bu Mumya, İnsan Başını Andırdığı İçin Mi İnsan Denmekteydi?Acaba Bu Cesedi Halk Görseydi Ne Derdi? Belki de ‘Dev Bir Ejderha’ Diye Adlandıracaktı.En İlginç Olanı İse, O Lahdin Orada Olduğunu Ve Lahdin Sırrını Bilen Birilerinin (Şeytani Bir Tarikat) Asırlarca Orada Ayin Yapmalarıdır.
Bu Sırrı Fatih Döneminde, Fatih’in Bildiğine Göre, Bu Örgüt, Lahit İle İlgili Sırrı Kendi Üyelerine, Lahitteki Cesedi Göstererek Veriyorlardı.Ta Ki, Şöyle Bir Kayıta Rastladıktan Sonra İşin Durumu Değişmiş Olabilirdi:
Bir Çingene Çocuğu, Rivayetlere Göre Dehlizlerden Birine Girmiş, Çıkamamış, Cesedi Gördükten Sonra O Da Sırra Vakıf Olmuş, Dışarı Çıktıktan Sonra Tüm İstanbul Halkına: ‘Ben Şahmeran’ı (Yarı İnsan Yarı Yılan) Gördüm Demesiyle Ve Bu Söylentinin Yayılmasıyla Olayın Boyutu Başka Bir Yöne Kaymıştır.Kayıtlarda Kopukluk Olduğu İçin Biz Kara Kaplı Sırdaş’taki Kayıtları Esas Alıyoruz.Sırdaş’ta Bu Konuyla İlgili Ayrıca Şunlar Yazılı: Tonlarca Ağırlıktaki Bu Lahdi, Devrin En Güçlü Hamal Ve Tulumbacıları, Urganlarla, Bin Bir Güçlükle Gün Yüzüne Çıkarmışlar, Bugünkü Fatih Camii’nin Avlusuna Götürüp, Halka Kısa Bir Süreliğine Teşhir Etmişlerdir.
Sultan Abdülhamid Han’ın Emriyle Lahdin Resmi Çekilmiş Ve Devrin Gazetelerinde Yayınlattırılmıştır. İşte O Dönemde Yayınlanan Resimli Gazete De Çıkan Bu Belgeyi Sizlere Sunuyoruz:
(Tulumbacıların Ellerindeki Kalın Urganlarla Çıkarılan Lahit)
İşin İlginç Kısmı, Kara Kaplıya Giren Lahdin Yayınlandığı Bu Gazete, Daha Sonra Bilinmeyen Bir Güç Tarafından O Dönemde Toplatılmış, Geride Kalan Nüshaları İse Örtbas Edilip, Farklı Hikâyeler Anlatılarak Konu Özünden Saptırılmıştır.
Fatih Camii’ndeki Teşhirden Sonra Lahit Oradan Alınıp, Molla Fenari İsa Camii’nin Yanında Bulunan, Kraliçe Mezarlarının Yanında Bir Yere Konulmuş, (Molla Fenari Cami Bilindiği Üzerine Osmanlının Gizli İstigbaratı Olan ! EVLİYALARDAN Oluşturulan Bu İstigbaratın Toplanma Yeriydi )Bundan Sonra Ki Akıbeti Bilinmemekle Beraber, Bu Lahdin Peşine Bir Çok Yabancının Düştüğü Bilinmektedir. (İsteyen Molla Fenari Camii’nin Tarihini Araştırabilir.)
Şahmeran’ın Bu Yaratıkla İlgisi Var Mıdır?
Medusa Hakkındaki Bu Bilgiler, Abdülhamid Han’a Okunduktan Ve Onayını Aldıktan Sonra Kara Kaplı’ya Kayıt Edilmiştir.
Şimdi Bu Konuyla İlgili Bazı Notlar Düşelim:
* Konstantin'in Mezarı Fatih’in Türbesinde Değildir, Bunu Söyleyenler Yalan Söylüyorlar.
* Lahit Neden Fatih Camii’si Avlusunda Teşhir Edilmiştir? Bu Konuda Fatih’in Vasiyeti Olabileceğinden Şüpheleniyoruz.
* Yahudi Asıllı Yazar Kafka’nın, Hiç Basılmayan Bir Eseri, Bir Kadının Bavulundan Çıktı. İsrail Neden Israrla Bu Eseri İstiyor? Almanya Neden Bu Eseri Vermek İstemiyor?
* Kafka’nın, Basılmayan Bu Eserinde; ‘Bu Yaratıkla İlgili Bilgilerin’ Olduğu Kulaklara Fısıldanıyor…
ÖNEMLİ NOT : bu yazı alıntıdır !!!
Bunları Biliyormuydunuz ?
-Einstein 16 yaşına geldiğinde okulundan atıldı...
-1963 yılında Luciano Pavarotti, Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından davet üzerine Ankara'ya geldi. İlk konserden sonra sesi 'yetersiz' bulunarak geri gönderildi...
-Napoleon gençlik yıllarında başarısız bir öğrenciydi...
-Ludvig van Beethooven ünlü eseri 9. senfoniyi yazarken sağırdı...
-Tüm bu kişilerin ortak özelliği uzun süre umutsuzluğa kapılmayıp, çalışmaktan vazgeçmemeleriydi...
-Asla vazgeçme, sende başarabilirsin :)
IQ, EQ
IQ
Süre olarak çok kısa fakat yaşayış olarak birkaç farklı hayat olacak şu ömrümde çok sık yaşadığım rutin diyaloglardan biride şudur ;
-iqtadar sen çok zeki birisin !
+ biliyorum : )
Peki zeka nedir ? tek başına yeterli midir ?
Kısaca zekayı ''zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği'' olarak tanımlayabiliriz. Ona sahip olmak elbette avantajdır fakat tek başına asla yeterli değildir.
Zeka doğruyu bulmamızı sağlamaz, sadece bulacağımız şeyi hızlandırır. Zeka, Sağduyu, 6.His, EQ, Analiz Yeteneği gibi kişisel yeteneklerin hepsi birden ''AKIL'' ı oluşturur ve esas gerekli olan budur.
Bu durumu örneklerle de kanıtlamak gerekirse; katillerin, hırsızların, dolandırıcıların zekice planlarıyla topluma zarar verdiklerini hepimiz basından takip ediyoruz, peki bu kişiler zeki olmalarına rağmen akıllı birer insan olamadıklarından doğru davranış ve tutum içerisinde bulunamamaktadırlar.
EQ ?
Türkçe tabiriyle ''duygusal zeka''dır. Kısaca ''bir insanın kendisine veya başkalarına ait duyguları anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi ve becerisi'' olarak tanımlayabiliriz. Görece yeni bir kavram olduğu için üzerinde net bir fikir birliğine varılamamıştır. Kimilerine göre doğuştan gelir, kimilerine göreyse sonradan elde edilebilir bir yetidir. Bana göre de sonradan edinilebilen bir yetidir kendi yaşantımda da geliştirdiğime tanık oluyorum.(IQ seviyeme güveniyorum ama EQ yerlerde sürünüyor galiba :D ) Hani spor yaparsın, spor yaparken zorlanırsın, acı çekersin ve sonra vücudun gelişmeye şişmeye başlar, sanki duygusal zeka da gündelik hayatımızda yaşadığımız acılar ve sıkıntılarla şişiyor ve gelişiyor. EQ yu geliştirmenin daha basit ve etkili yöntemleri mutlaka olmalı ama ben şuan maalesef bilmiyorum, öğrenince paylaşırım, ya da biliyorsanız paylaşın yardım edin şu yazara :)
Son olarak ufak bir EQ testi :
Önce 1,3,4.5 ve 8 numaralı sorulara verdiğinizpuanlan toplayın. Bu puandan 2, 6, 7, 9 ve 10 numaralı sorular sonucunda elde ettiğiniz puanı çıkarın.
1 - Ne hissettiğimi çok iyi biliyorum.
2- Duygularımı hiçbir zaman tam olarak diğer insanlara tarif edemiyorum.
3- Ruhsal durumumun değiştiğinin her zaman farkındayım.
4- Duygusal durumlarda vücudumdaki değişiklikleri fark ediyorum.
5- Eğer sinirlenmeye ve kızmaya başlarsam bunu karşımdakine söylerim.
6- Ruhsal durumumun değiştiğini karşımdakiler ben anlatmadan fark eder.
7- Duygu ve düşüncelerime çok dikkat etmem.
8- Duygularımı her zaman dinlerim.
9- Duygusal reaksiyonlarım beni bile şaşırtıyor.
10-Duygularımı ifade etmekte zorlanıyorum.
Kesinlikle yanlış=1;
Nadiren doğru=2;
Bazen doğru=3;
Genellikle doğru=4;
Her zaman doğru=5
sonuç:
15 ve üzeri - çok yüksek
10-14 arası - yüksek
1-9 arası - orta
8 ve aşağısı - düşük
Süre olarak çok kısa fakat yaşayış olarak birkaç farklı hayat olacak şu ömrümde çok sık yaşadığım rutin diyaloglardan biride şudur ;
-iqtadar sen çok zeki birisin !
+ biliyorum : )
Peki zeka nedir ? tek başına yeterli midir ?
Kısaca zekayı ''zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği'' olarak tanımlayabiliriz. Ona sahip olmak elbette avantajdır fakat tek başına asla yeterli değildir.
Zeka doğruyu bulmamızı sağlamaz, sadece bulacağımız şeyi hızlandırır. Zeka, Sağduyu, 6.His, EQ, Analiz Yeteneği gibi kişisel yeteneklerin hepsi birden ''AKIL'' ı oluşturur ve esas gerekli olan budur.
Bu durumu örneklerle de kanıtlamak gerekirse; katillerin, hırsızların, dolandırıcıların zekice planlarıyla topluma zarar verdiklerini hepimiz basından takip ediyoruz, peki bu kişiler zeki olmalarına rağmen akıllı birer insan olamadıklarından doğru davranış ve tutum içerisinde bulunamamaktadırlar.
EQ ?
Türkçe tabiriyle ''duygusal zeka''dır. Kısaca ''bir insanın kendisine veya başkalarına ait duyguları anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi ve becerisi'' olarak tanımlayabiliriz. Görece yeni bir kavram olduğu için üzerinde net bir fikir birliğine varılamamıştır. Kimilerine göre doğuştan gelir, kimilerine göreyse sonradan elde edilebilir bir yetidir. Bana göre de sonradan edinilebilen bir yetidir kendi yaşantımda da geliştirdiğime tanık oluyorum.(IQ seviyeme güveniyorum ama EQ yerlerde sürünüyor galiba :D ) Hani spor yaparsın, spor yaparken zorlanırsın, acı çekersin ve sonra vücudun gelişmeye şişmeye başlar, sanki duygusal zeka da gündelik hayatımızda yaşadığımız acılar ve sıkıntılarla şişiyor ve gelişiyor. EQ yu geliştirmenin daha basit ve etkili yöntemleri mutlaka olmalı ama ben şuan maalesef bilmiyorum, öğrenince paylaşırım, ya da biliyorsanız paylaşın yardım edin şu yazara :)
Son olarak ufak bir EQ testi :
Önce 1,3,4.5 ve 8 numaralı sorulara verdiğiniz
1 - Ne hissettiğimi çok iyi biliyorum.
2- Duygularımı hiçbir zaman tam olarak diğer insanlara tarif edemiyorum.
3- Ruhsal durumumun değiştiğinin her zaman farkındayım.
4- Duygusal durumlarda vücudumdaki değişiklikleri fark ediyorum.
5- Eğer sinirlenmeye ve kızmaya başlarsam bunu karşımdakine söylerim.
6- Ruhsal durumumun değiştiğini karşımdakiler ben anlatmadan fark eder.
7- Duygu ve düşüncelerime çok dikkat etmem.
8- Duygularımı her zaman dinlerim.
9- Duygusal reaksiyonlarım beni bile şaşırtıyor.
10-Duygularımı ifade etmekte zorlanıyorum.
Kesinlikle yanlış=1;
Nadiren doğru=2;
Bazen doğru=3;
Genellikle doğru=4;
Her zaman doğru=5
sonuç:
15 ve üzeri - çok yüksek
10-14 arası - yüksek
1-9 arası - orta
8 ve aşağısı - düşük
İlkyazı
Neden buradayım ?
Düşünüyorum, sürekli düşünüyorum, bazen uykudayken bile düşünüyorum.... Kimi zaman güzel fikirler ortaya çıkıyor ama yazmayınca unutuyorum, kişmseyle paylaşamıyorum küçükken kumsalda yaptığımız kumdan kaleler gibi ufak bir dalgayla kaybolup gidiyor aklımdan.....
Yazdığım herhangi bir konudan bir kişi bile olumlu etkilense benim için kafidir, başarılı olmuşum demektir. Biliyorum ki: ‘’Bir mum diğer mumu yakmakla ateşinden bir şey kaybetmez.’’
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












