3 Temmuz 2011 Pazar

Bir yaz günü hiç bu kadar üşüdün mü ?

 14 haziran 2011. Yine yatağıma girememiş üstünde 10 dakika dinleneyim diye uyuyakalmışım. Her zamanki gibi çok erken kalkıyorum, etrafta kimse yok. Koca bir şehir uyuyor. Odama bakıyorum, masamın üstünde boş fincan ve bardaklar, açık kalmış bir bilgisayar ve üstü karalanmış kağıtlar tozlanmış masamın üstünde beni bekliyor. Uyuyakaldığım için üstümü değiştirmeme gerek yok. Dışarı çıkıyorum. Kapalı ve ılık bir hava var. Çam ağaçlarıyla çevrili bir yoldayım, bahçeler bomboş. Kafama çok ufak damlalar halinde tatlı bir yağmur çiseltisi iniyor, serinliyorum. Tam o sırada önü açık ceketimin içinde huzur veren bir rüzgar giriyor ve bedenimi sarıyor. Hafif ama gövdemi sarmalayan bir rüzgar. O anda dünyada değilim, sanki bir film sahnesinde yürüyorum. Çünkü gerçek dünya bu kadar güzel olamaz, çünkü hiçbirşey bugüne kadar mükemmel olmadı, ama ama o an herşey gerçekten mükemmeldi. Acaba rüyadamıyım ? ‘’Sen hiç gerçek sandığın bir rüya gördün mü ? Peki hiç uyanmasıydın rüya olduğunu nasıl anlayabilirdin’’ aklıma bunlar geliyor. Anayola çıkınca rüya bitiyor çünkü araçlar görüyorum, motor sesleri duyuyorum, rüzgarım, yağmurum ve dostum olan kuşların sesleri yerini kurgusal materyalizme bırakıyor. Cebimden Camel’ımı çıkarıp ciğerlerimi lezzetiyle dolduruyorum.. Kaç aydır tamamen kendime uzun süreli vakit ayıramadığım geliyor aklıma ama az kaldığını hissediyorum, bir haftaya kadar herşeyin sona ereceğini umuyorum. Ve bir müddet sonra eylüle kadar tekrardan faydası ve gerekliliği tartışılacak şeylerle uğraşacağımı biliyorum. Ama eylül gelince herşeyden uzaklaşacağım. Bu sefer bir görev dahilinde olmayacak, tüm bağlarımı keseceğim yirmi gün için de olsa. Uzak, çok uzak biryerleri özlüyorum, görmediğim yerleri ve hiç tanımadığım insanları...

  Aslında 1 ocakta değilde sonbaharda bir seneyi geride bırakırız. Ve her sonun kaderinde olduğu gibi yeni bir başlangıç karşılar bizi... Yine öyle olacak... Herşeye rağmen yaşamayı seviyorum. Kaybederken bile kazanıyor olduğunu bilmenin ironisi güven veriyor bana. Sigaramdan son nefesleri çekerken başladığım yere geri dönüyorum, Odamda işlenmesi gereken bir sürü veri var, beni bekliyorlar. Hepimiz ilerleriz, zaman ilerler, sürekli mesafe katetmeye çalışırız ama her zaman başladığımız yere döneriz. Hepimizin yolu çember gibi mi yoksa hareket ettiğimizi zannederken yerimizde mi sayıyoruz ? Sağ kulağım çınlamaya başlıyor, Küçük Prens düşündüklerimi duymuş sanki, gezegeninden gülümseyerek beni izliyor ve çiçeğine beni anlatıyor olmalı. 

  Hayat herşeye rağmen devam ediyor. Gülümsüyorum, sebebi de yok...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder