4 Haziran 2014 Çarşamba

Genç Werher'in Acıları : Sözler

   Genç Wether'in Acıları Alman edebiyatının en ünlüsü Goethe tarafından 25 yaşında yazılmış ilk romanıdır. Goethe aslında o kitapta kendini yazmıştır, kitabın finalinde de yapmak isteyipte cesaret edemediği şeyleri. İşte o kitaptan bazı sözler:


 -Söylüyorum sana değerli arkadaşım, duygularım dizginlenemez hale gelince mutlu bir kayıtsızlık içinde yaşantısının dar çemberinde dönen, günlük geçim derdine düşen, yaprakların sararıp döküldüğünü görünce kışın geldiğinden başka bir şey düşünmeyen böyle bir insanın görüntüsü, içimdeki bütün kargaşayı yatıştırıyor.

-O kadını en kısa zamanda görmenin bir yolunu bulmalıyım ya da iyice düşünürsem bundan kaçınmam en iyisi olur. Onu sevgilisinin gözleriyle görmem daha doğru; belki kendi gözlerimle ona bakınca, bana hiç de şimdiki gibi gelmeyecek, o güzel imgeyi neden mahvedeyim.

-Yollara düşen en huzursuz gezgin bile nihayetinde yine yurdunu özler, uzaklarda boşuna aradığı mutluluğu yuvasında, karısının göğsünde, çocuklarının  yanında, hepsini korumak adına yaptığı işlerde bulur.

-Bahçeden kopardığı bir baş lahanayı sofraya koyan insanın basit ve saf mutluluğunu kalbim hissedebiliyorsa keyfime diyecek yoktur, çünkü yalnızca lahanayı değil, bütün güzel günleri, onu ektiği o tatlı sabahı, suladığı o tatlı akşamları da sofraya koymuş olur, lahananın günbegün büyümesi ona haz verdiği için her şeyin tadına bir anda yeniden varır.

- Ona inanıyorlar ama onu dinlemiyorlar !

-İnsanların birbirlerinin huzurunu bozmasından rahatsız olurum ben, en çok da genç insanların hayatlarının en güzel çağında bütün sevinçlere alabildiğine çok kucak açabilecekleri zamanda birkaç güzel günü surat asarak birbirlerine zehir etmeleri ve ancak çok sonradan kaybettikleri şeyin telafisinin olanaksız olduğunu görmeleri canımı sıkar.

-Tembellik neyse keyifsizlikte odur, tembelliğin bir türüdür. Doğamızın buna eğilimi var ancak toparlanma gücünü bulursak, kolaylıkla çalışmamız mümkün olur, gerçek hazzı elde etmenin yolu çalışmaktan geçer.


-Sevgili dostum tedbir almak yeterli mi?  Tehlikenin sonu yok ki!

-Çünkü tutkularının esiri olan bir insan düşüncelerini tamamen yitirir.

-Ah yüreğim öylesine doluydu ki. Birbirimizi anlamadan vedalaştık. Bu dünyada birinin diğerini anlaması o kadar kolay bir şey değil.

-Böyle mi olacaktı, insanı sonsuz derecede mutlu kılan şey, aynı zamanda üzüntüsünün kaynağı mı olmalı?

-Kendimizden yoksunsak, elbette her şeyden yoksun kalıyoruz.

-Bir dağı aşmak zorunda olan bir seyyah gibi bu konuda susmak en iyisi; elbette dağ olmasa, yol çok daha rahat ve kısa olur; ama sonuçta orada ve aşılması gerekiyor !

-Bir de yüreğimden ziyade zekamı ve yeteneklerimi takdir ediyor, oysa o benim tek gurur vesilem, her şeyin, her yeteneğin, her mutluluğun, her acının tek başına kaynağı. Ah benim bildiklerimi herkes bilebilir, bana özgü olansa yalnızca yüreğim.

-Evet yalnızca bir gezgin, yeryüzünde bir yolcuyum ben ! Ya sizler daha önemli şeylerle mi meşgulsünüz ?

-Bir başkasının onu nasıl sevebildiğini, sevmeye nasıl hakkı olduğunu bazen anlamıyorum, çünkü onu yalnızca ben o kadar yürekten ve o kadar fazla seviyorum ki, ondan başka ne bir şey tanıyor, ne bir şey biliyorum; ondan başka da bir şeyim yok zaten !

-Doğa sonbahara dönerken, benim de hem iç, hem dış dünyama sonbahar geldi. Yapraklarım sararıyor, etraftaki ağaçların yaprakları çoktan döküldü.

-Ah insan öyle fani ki, yaşadığından gerçekten emin olduğu bu dünyada bile, varlığının tek bir gerçek iz bıraktığı bu dünyada bile, sevdiklerinin ruhunda ve hatıralarında o da sönüp kaybolacak
, hem de çok çabuk!

-İnsanların birbirleri için pek az şey ifade etmesi bende genellikle göğsümü parçalamak, beynimi dağıtmak isteği uyandırıyor. Ah, karşımdakine geçiremediğim sevgi, sevinç, şefkat ve hazzı karşımdaki de bana sunamaz, tüm kalbim mutlulukla dolup taşsa bile, karşımdaki kılı kıpırdamadan duran soğuk birini mutlu edemem.

- O kadar çok şeye sahibim, ama ona olan duygularım her şeyi yutuyor; o kadar çok şeye sahibim, ama o olmayınca benim için her şey değersiz.

-Okul ödevleriyle uğraşarak haftalık belli işleri yaptığı bir ortamda büyüyen bir gencin zar zor edindiği süslü bir giysi giyip haftasonları akranlarıyla kentte gezintiye çıkmaktan, olsa olsa bütün önemli şenliklerde ve konserlerde bir kerecik olsun dans etmekten, ayrıca bir kavga veya kötü bir dedikoduyla ilgili olarak çok içten gelen merakı ve bütün canlılığı ile çevresiyle çene çalmaktan başka bir eğlence ümidi yoktur. Onun ateşli doğası karşı cinsin iltifatları ve kurlarıyla artan iç gereksinimlerini sonunda duyumsar; önceden zevk aldığı şeyler zamanla tatsızlaşır, ta ki bir sevgilisi olana kadar. Bilmediği bir duygu dayanılmaz bir şekilde onu sevgilisine iter, tüm ümitlerini ona bağlar, etrafındaki dünyayı unutur, ondan başka hiçbir şey duymaz, görmez, hissetmez, yalnızca onu özler, yalnızca onu. Boş eğlencelerle vakit geçiren hercai biri olmadığından arzusu onu doğrudan amacına odaklar, eksikliğini duyduğu mutluluğun tümüne sonsuz bağla ulaşmak, özlemini duyduğu tüm sevinçlerin hepsini birden tatmak ister. Tüm ümitlerinin gerçekleşeceği teminatını veren birçok vaat, dayanılmaz arzularını çoğaltan cesaretli okşamalar tümüyle ruhunu sarar; bulanık bir mantıkla, tüm sevinçlerin önsezisiyle ruhu dalgalanır ve heyecanı doruğa çıkar, tüm arzularını kucaklasın diye kollarını açtığı anda sevgilisi onu terk eder. Donakalır, uçurumun başında hiçbir şey hissetmeden durur; etrafındaki her şey karanlığa bürünür, ne bir ümit, ne bir avuntu, ne de bir sezgi vardır! Çünkü yaşadığını hissettiği an sevgilisi onu terk etmiştir, önündeki geniş dünyayı görmez, kaybettiğinin yerine geçebilecek birçok şeyi görmez, kendini yalnız hisseder, onu bütün dünya terk etmiştir, yüreğindeki büyük boşluk yüzünden köşeye sıkışmış halde, kör gibi tüm dertlerine etrafını saran ölümle son versin diye uçuruma atlar. Bu da grip gibi bir hastalık durumu değil midir ?

-Gözlerimin önündeki perde kalktı sanki, sonsuz yaşam sahnesi karşımda ebediyen açık kalacak bir mezar çukuruna dönüşüyor. Şunu söyleyebilir misin: Bu kadar! Burada her şey geçici değil mi? Burada her şey fırtına hızıyla geçip gitmiyor mu, yaşamın tüm gücü çok nadiren sonuna kadar dayanır, ah, selde sürüklenip kaybolur, kayalara çarpıp parçalanmaz mı? Seni ve etraftaki yakınlarını tüketmeyen bir an bile yok, senin bir yok eden olmadığın, olmaman gereken bir an bile yok; ne kadar iyi niyetle olursa olsun, bir gezinti bile binlerce solucanın yaşamına mal olur, atılan her adım, karıncaların bin bir zorluklarla yaptığı yuvayı yıkar, küçük bir dünyayı ezerek utanç veren bir mezara dönüştürür. Ah! içime dokunan, dünyanın nadir ama büyük felaketleri, köylerimizi silip süpüren seller, kentlerimizi yutan depremler değil; yüreğimi sarsan, doğanın içinde yer aldığı evrende gizli kalan yok edici güç; komşunu ve kendisini yok etmeyen hiçbir şeyi var etmez doğa. Bu nedenle korku içindeki başım dönüyor. Yer ve Gök, ve onların etrafımda faaliyet içinde olan güçler; Gördüğüm, sonsuza kadar önüne geleni yutup geviş getiren bir canavardan başka bir şey değil.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder